
GÜVEN HAREKETİ;
Mensuplarını ve halkımızı bilgilendirme çalışmalarına Sirkeci
Sepetçiler Kasrında devam eden bir Sivil Toplum Kuruluşudur.
GÜVEN HAREKETİ;
Ülkemizin güncel sorunlarının muhtemel çözüm yolları üzerinde ilgili kişi
ve kuruluşlarla sürekli görüş ve bilgi alışverişinde bulunur.
GÜVEN HAREKETİ;
Bilimsel
toplantılar vasıtasıyla ( panel, seminer, konferans gibi ) veya Basın-Yayın
organlarına verilen demeçlerle güncel sorunlarımıza iyi yetişmiş aydın Türk
insanının gözü ile bakarak halkımızı bilgilendirme ve bilinçlendirme hizmetini
yürütür.
GÜVEN HAREKETİ;
Bütün
milleti kucaklayacak ciddi bir siyasi bir yapılanmanın
(partileşme
süreci) ön hazırlıklarını yapmaktadır. Hareket mensupları bu çalışmalarda
üzerinde hassasiyetle durulması gereken 16 temel ilke tespit etmiştir.

AKSİYON DERGİSİ Sayı: 450 - 21.07.2003
Ropörtaj:
Osman İridağ
GÜVEN
HAREKETİ BAŞKANI SAMİM UYGUN GÜVEN
HAREKETİ’Nİ ANLATIYOR..
Bir grup emekli asker, büyükelçi, milletvekili ve öğretim üyesinin
bir araya gelerek kurduğu Güven Hareketi, Sivil Toplum Örgütü olarak ülke
sorunlarıyla ilgili fikir üretiyor. Ancak hareket millet ile devlet arasındaki
tercihini "sivil"den yana değil devletten yana kullanıyor.
"Türkiye zor bir
dönemden geçiyor, içinde bulunduğumuz hassas dönemde...."
Cümlenin devamını istediğiniz gibi doldurabilirsiniz. Mesela "demokratik
haklar bir süreliğine ertelenebilir" ya da "halkımızdan biraz daha
fedakârlık istiyoruz" gibi. Nedense bu klişe cümleyi devlet ya da hükümet
yetkililerimiz yıllardır tekrarlar durur. Türkiye hemen her yıl mutlaka zor bir
dönemden geçer ya da içinde bulunduğu durum çok hassastır. Bir gün de bir
yetkili çıkıp "Türkiye"de durum normale dönmüştür, kritik dönem
bitmiştir" diye bir açıklama yapmayı düşünmez. Aslında o hale gedik ki böyle
bir açıklama bile Türkiye"nin kritik bir döneme girdiğinin habercisi
olarak değerlendirilir oldu. Hassas dönemin hassas hareketlerinden birinin
başkanıyla konuştuk. Emekli asker, büyükelçi ve eski siyasilerin bir araya
gelerek oluşturdukları Güven Hareketi bu yıl içinde önce Kıbrıs"la,
ardından Irak"la ilgili yaptığı panel ve konferanslarla adını duyurdu. AB
ve ABD yanlısı politikalar yerine alternatif ittifaklar arayışını sürdüren ve
bu yönde fikir çalışması yapan hareket, yükselen ulusalcı çizgiye paralel bir
seyir izliyor. AB için çıkarılan uyum yasalarının hemen hepsiyle ilgili
itirazları var, AB"nin amacının Türkiye"yi bölmek olduğunu
düşünüyorlar, kendilerini sivil toplum kuruluşu olarak tanımlıyorlar ancak
devletin bekası için milletin tercihlerinin bir noktadan sonra önemini
kaybedeceğine inanıyorlar.
Türkiye gerçeğiyle ne kadar yakından ilgilendiklerini, gerçeklerin ne kadar
farkında olduklarını ve "güçlü bir Türkiye" için düşündükleri
formüllerin halkın tercihlerine ne kadar uyduğunu önümüzdeki günlerde daha iyi
göreceğiz. Şimdi görünenler mi? Onun da cevabı hareketin başkanı olan eski
Galatasaraylı futbolcu Samim Uygun"un ağzından aşağıda. Üyelerinin
isimleri ise Uygun"un ifadesiyle "Açıklanabilir ama şimdilik önemi
yok."
- Nereden çıktı bu fikir?
Biz 22 kişilik bir
dost grubuyuz. Emekli askerler, milletvekilleri, büyükelçiler ve öğretim
üyeleri var. Merkez sağ ağırlıklı, Türkiye"yi düşünen, milletini, vatanını
seven, devletine ve milletine güvenen bir grubuz. Çoğumuzun birbirleriyle fikir
arkadaşlığı vardı ve içlerinde siyaset yapanlar çok azdı. Ben DYP kurucusuyum,
Demirel"in yakınındaydım, Sonrasında Tansu Çiller"i tanıştırdım, onu
politikaya ittim. Bu arkadaşlarmla önce kendi aramızda Sepetçiler
Kasrı"nda her perşembe biraraya gelip neler yapabileceğimizi konuştuk.
Toplantılarımıza Recep Tayyip Erdoğan dahil değişik
insanları davet ettik, konuştular. İstanbul dışında Bursa, Kırıkkale,
Afyon"da toplantılar yaptık. Sonra açılalım dedik ve Kıbrıs gerçeğiyle
başladık. Irak gerçeğini yaptık, arkasından dedik ki "40 seneden beri AB
bizi kapıda bekletiyor, ABD, bizi Kuzey Irak'ta çırak çıkardı. Herkesin A ve B
planı var bizim de olmalı." Değişik uzmanlar, stratejistler, büyükelçiler,
emekli askerlerle ayrı ayrı toplantılar yaptık. Türkiye"de bu tip
hareketler olmasa dahi toplantılar oluyor. Mesela Taksim
Grubu gibi.
- Neye yarıyor ki? Toplanıp konuşuyorsunuz, kararlar alıyorsunuz ama
bunlar pratiğe yansımıyor.
Sivil toplum kuruluşlarına ne ihtiyaç var o zaman. İnsanlarla konuşuyorsunuz,
etkiliyorsunuz. 1989 senesinde Bedrettin Dalan İstanbul Belediye Başkanlığına
adaydı. 21 bin mektup yazdım insanlara ve "Dalan"a verilecek her oy
Turgut Özal"ı cumhurbaşkanı yapar" dedim. Oyları düştü. Bir tek
insanın yapmış olduğu iş böyle bir netice aldı. STK ağırlıklı hareketleri
küçümsememek lazım. Batıda bile yavaş yavaş oluştu.
- Türkiye"de ise önce bir rüzgar yakalanıyor, ardından
kesiliyor.
Mevzu başka noktalara gidiyor.
- Recep Tayyip Erdoğan"ın da toplantınıza katıldığını söylemiştiniz?
Ne oldu o toplantıda, neler konuşuldu?
2002 yılı başlarında daha partiyi kurmamıştı. 1 saatten fazla konuştu ama bir
şey söylemedi. Bir sual sordum ve dedim ki herkes sizi inanca olan saygınızdan
bilir ama inançla alakalı hiçbir şey söylemediniz, herhalde bu konuda bir şey
söylemeden gitmeyeceksiniz. Üç şey söyledi; imam hatipleri Milli Eğitimden,
camileri Diyanet"ten çıkaracağım ve 65 yaşındaki insanlara seçilme hakkı
vermeyeceğim. Söylediği iki şey Türkiye Cumhuriyeti"nin temeline dinamit
koymaktır.
- 65 yaş meselesi mi?
Hayır diğer ikisi.
- Bunun olabileceğini düşünüyor musunuz?
Demokrasiyi tatbik etmek güzel ama demokrasiyi tatbik edenler vardır ya,
demokrasi dışına çıktıkları görülür.
- Şu an çıkılıyor mu?
Hayır herşey demokrasi içinde.
Türbanlı öğrenciye karşıyız
- AK
Parti"yi merkez sağda görüyor musunuz?
Hayır, fevkalade sıkıntılıyız, inşallah bu davranışlarını değiştirirler.
Erdoğan"ın bize
söyledikleriyle şimdi yaptıkları farklıdır. Bizim için bugün ne söylediğinden
daha fazla o gün ne söylediği daha mühimdi. Türkiye Cumhuriyeti"nin laik
cumhuriyet yapısının bozulmasına karşıyız. Zaten 15 bin Diyanet kadrosunu
Türkiye hazmedemedi.
- Mesela başörtülü kızların üniversiteye gitmesi laik cumhuriyet için tehdit
midir?
Herşeyin onların istediği gibi gidemeyeceğini bildikleri için girdiler ve
boşalttılar. Bizim ölçümüzde başörtüsü siyasi simge haline gelmedikçe sorun
yok. Siyasete alet ediyorlar türbanı. Şu hayatıma kadar o şekilde bağlama şekli
görmedim ben. Yoksa benim annem de Boşnak’tır ve o da başörtüsü takar.
- Nedense hep annenizin başörtüsünü örnek verirsiniz, hiç kızınız ya da
eşinizden örnek olmaz.
Türban ayrı, başörtüsü ayrıdır.
- Ben sorumun cevabını alamadım...
Bununla iktifa edeceksin, cevabı verdim. Türbanın siyasetin işareti olmasına
karşıyım.
- Buna Türkiye"nin çoğunluğu karşı ama yine aynı Türkiye"nin
büyük kısmı üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasından yana. Siz de
siyasete alet etmemek gerek derken bir anlamda aynı şeyi yapmıyor musunuz?
Başörtüsüyle girilmezken üniversiteye birden ne oldu?
- Neden bu konuda fikir yürütmüyorsunuz, Güven Hareketi olarak çözüm
önerileri sunmuyorsunuz?
Bizim uğraştığımız başka şeyler var.
- İyi de ben size yeni hükümeti nasıl buluyorsunuz dediğim zaman iki şeyi
söylüyorsunuz, imam hatipler ve camiler. O kadar basit mi hareketiniz.
Öyle değil, ben onların daha sonra ne şekilde türbanla alâkalı ne yaptıklarını
biliyorum.
Türkiye ile alâkalı düşündüklerimiz var, bugünkü çalışmalarımızın ağırlığını
Türkiye"nin bağımsızlığıyla ilgili sıkıntıları oluşturuyor.
- Bağımsız değil miyiz?
IMF var, parayı vermeyince kanun çıkartamıyoruz. Kıbrıs"ta istediğimizi
yapamıyoruz. Sıkıntımız var. Hükümeti tam manasıyla görmedik, 2 sene geçmeden
değerlendirmek doğru olmaz.
Biz devlete güveniyoruz
- Güven
Hareketi en çok kimlere güveniyor?
Milletine ve devletine.
- İkisi her zaman bir midir?
Her zaman beraber olmak mecburiyetinde değil.
- İkisi birbirinden farklı şeyler söylediği zaman sizin yeriniz neresi
olacak?
Ne kadar farklı
olduğuna bağlı.
- Mesela milletin yüzde 50 oy verdiği bir partiye karşı olacak mısınız?
Ben devletle beraberim. Biz devletle beraberiz. Böyle bir parti yok. Adalet
Partisi almıştı o kadar oyu, onda da sorun yaşanmadı.
- Şu anda devletle millet arasında fark mı var?
Hayır yok. Fevkalade dikkatli takip ediyoruz. Recep Tayyip Erdoğan"ın
Bush"la söyledikleriyle alâkalı kafamızda bazı şüphelerimiz var.
- Bizimle de paylaşır mısınız?
Bazı sözler verilmiş olabilir, tezkereyle ilgili. Yoksa ABD 62 bin askeri getirmezdi
İskenderun"un önüne. 32 gün denizde tuttuk ABD askerlerini. Adamlar bir
anlaşma yapmış, sonrasında politikanın çözüm bulması lazım. Zaten 3 Kasım
seçimleri de Türkiye"nin ABD"yle beraber Irak"a gitmesi için
yapıldı. ABD bu dönemde Türkiye"nin başında Ecevit"i istemedi.
- Elinizde bir delil var mı yoksa sadece söylentiler mi?
Sen de bu işin içindesin, benden ne istiyorsun? Bunları benim kadar biliyorsun.
Öldü mü adam, hiçbirşeyi yok.
- Eğer ABD Türkiye üzerinde bu kadar ciddi ve uzun vadeli politikayı
başarıyla uyguladıysa TBMM"de ikinci tezkerenin reddedilmesine neden göz
yumdu o zaman?
Oradaki hadise üç oyluk bir hadisedir. Hiç kimsenin bu kadar küçük farkı hesap
etmesine imkan yok. Bush"un seçimi kazanması da
böyleydi.
- Türkiye’nin alternatif stratejileri konulu beyin fırtınasında Türkiye"nin
milli ordusunu kurması gerektiğini söylerken neyi kastediyorsunuz?
Daha fazla dışarıya bağlı olmayan bir
orduyu.
- O zaman şimdi dışarıya bağlı olduğumuzu mu anlamalıyız?
Ona benzer bir şey. 1963 senesinde ABD
Başkanı Johnson"dan gelen mektup var. NATO üyeliğimiz nedeniyle bazı
yetkilerimizi kullanamıyoruz. Mümkün olduğu kadar bu ittifaklar içinde bizim
konuşma serbestimizin olabileceği şekilde, yetkilerin eşit paylaştırıldığı
ittifaklar olmalı. Batı Avrupa Birliği ordusuna yetkiniz olmadan katılın
diyorlar, buna karşıyız.
- Aynı panelde ABD ile dengeli ilişkiler önerirken
Rusya ile ortaklık yollarının aranmasını tavsiye ediyorsunuz? Bu dönemde Rusya
ile ittifak ne kadar mantıklı bir öneri?
Ruslar zor bir dönemden geçtiler ama
çıkıyorlar. Ben zaten alternatif arıyorum, mutlaka böyle olsun demiyorum. A
planı devreden çıktığı zaman bir B planımız olsun istiyorum.
- AB"ye karşı mısınız?
Hayır, uyum yasalarıyla ilgili tereddütlerimiz var.
- O zaman nasıl karşı olmuyorsunuz?
AB"ye diğer başka ülkelerin girişi
gibi, istisna yapılmasını istiyoruz. Türkiye"nin onlarda olmayan başka
sorunları var. Bizim bütün korkumuz bizi bölecek olmaları. Değişik yerlerden
sizi almayacağız, özel statü vereceğiz diyorlar. Bizi bölecekler demiyorum,
bölmeye uğraşıyorlar.
- Hem Osmanlı coğrafyasından bahsediyorsunuz, hem de Türk vurgusunu
yapıyorsunuz. Osmanlıcılık ve Türkçülük bir arada mümkün mü?
Orta Asya cumhuriyetleri, Balkanlar kendini Osmanlı olarak görüyor.
- Türkiye’de de kendini Kürt olarak tanımlayanlar var?
TC Anayasa bunu tarif eder. Bu vatanda
yaşıyorsak beraber yaşamalıyız. Anayasa da bu vatanda yaşayanlara Türk milleti
demiş. Ben Kürdüm diyenlere karşı yüzde 90 küsurla kabul edilmiş bir anayasa
var.
- Demokratik bir seçim miydi anayasa?
Bugün de geçerli ve yüzde doksanın üzerinde
kabul oyu almış bir anayasa.
- Saddam Hüseyin de putları yıkılmadan bir kaç ay önce yüzde yüzde 99 oy
almıştı ama bir kaç ay sonra kaybetti.
Öyle bir durum yoktu, ben o zamanları
yaşadım. Oy atarken kimse gelip şöyle oy at demedi, bazı yerlerde olmuş
olabilir.
- Hareketiniz katılmak isteyen herkese açık mı?
İki arkadaşımızın
tavsiye etmesi lazım. Katılmak
isteyen kişi iki toplantıda hiçbir şey konuşmaz, sonraki üç toplantıya daha
katılır ve konuşur. Sonrasında da kabul edip etmeyeceğimize karar veririz.