GÜVEN HAREKEti

YaZILI BASINDA

Aşağıdaki yazılar Güven Hareketi ile ilgili olarak Ulusal ve Mahalli basın organlarında çıkan yazılardan derlenmiştir….

 

 

 

SAKARYA MEDYA

01 NİSAN 2006-04-24

 

Güven Hareketi Adapazarı' nda

 

Güçlü bir Türkiye sloganıyla yola çıkan Güven Hareketi üyeleri, Adapazarı'nda bir konferans verdi. Adapazarı Tuna Tan Tesisleri'nde Güven Hareketi tarafından düzenlenen konferansa konuşmacı olarak Güven Hareketi Başkanı İşadamı. Samim Uygun, 3. Ordu eski Komutanı Emekli Orgeneral Oktar Ataman, DYP eski Samsun Milletvekili Ali Eser ve DPT Teşkilatı'nda görev yapan emekli bürokrat Serhan Altınordu katıldı. Konferansı DYP İl Başkanı Ali Dünya, Adapazarı Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Adnan Uyumaz, işadamları ve çok sayıda davetli izledi.

Güven Hareketi Başkanı Samim Uygun, milletini ve vatanını seven dost bir kurum olduklarını söyledi. Uygun, "İstanbul'da kurduğumuz bu hareketi tüm Anadolu'ya yaymak için çalışıyoruz. Bugüne kadar yaptığımız toplantılarda Kıbrıs ve Irak gerçeğini gözler önüne serdik. Güven hareketi bir siyasi parti hareketi değil siyasi güç merkezidir. Türkiye'de son günlerde bazı senaryolar oynanmaktadır. Türkiye acilen seçime gitmelidir. Türkiye'de yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri bir kırılma noktasıdır. Meclis Başkanı ve Başbakan iktidar partisi AK Parti'den olup Cumhurbaşkanı'nın da ayın partiden olması durumunda 1980'li yıllara geri dönülmesi kaçınılmazdır. Bugün 1 Nisan olduğunu biliyoruz. Bizim söylediklerimizin şakaya gelir bir tarafı yok" dedi

Konferansta 3. Ordu eski Komutanı Emekli Orgeneral Oktar Ataman dış siyaset konularında, DYP Samsun eski Milletvekili Ali Eser iç siyaset ve yaşanan gelişmeler konularında, DPT Teşkilatı'nda görev yapan emekli bürokrat Serhan Altınordu ise ekonomi konularında birer konuşma yaptı..

 

  

ÖNCE VATAN GAZETESİ

DR.TAHİR TAMER KUMKALE

24 ARALIK 2005

     TEMİZ SİYASET KAVRAMINA UYGUN TEMİZ SİYASETÇİ
ALİ MÜFİT GÜRTUNA ve TURKUAZ HAREKETİ

Başlattığı Turkuaz Hareketi isimli siyasi oluşumla birlikte son günlerde sık sık kamuoyunun karşısına çıkan İstanbul’un bir dönem önceki başarılı Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna 22 Aralık 2005’te Sepetçiler Kasrında GÜVEN HAREKETİ’nin konuğu oldu.
        Gürtuna, önce  “Türkiyenin meseleleri ve çözüm yolları“ konusunda bir saati aşkın bir konuşma yaptı. Daha sonra iki saate yakın süren soru-cevap periyodunda siyasi yaşamımız ile ilgili düşüncelerini, gelecek için beklentilerini ile Turkuaz Hareketinin hedeflerini açıkladı.
        İstanbul Belediye Başkanı olarak yaptığı icraatlarıya  İstanbul halkının haklı desteği ve sevgisini kazanan Ali Müfit Gürtuna’yı bu toplantıda yakından tanıma fırsatı buldum.
        Bu sütun’un devamlı okuyucuları “Siyaset ve Siyasi Ahlak“ ile ilgili düşüncelere çok sık yer verdiğimi bilirler. Siyasetin geldiği düzeysizlik dolayısıyla ülkemizin içine düştüğü çıkmazlardan nasıl kurtulabileceğimiz konusunda fikirlerim son derece açık ve berraktır. Siyasetin iyi insanların işi olduğunu daima vurguladım. İyi düşünen beyinlere sahip iyi insanlarımızı siyasetten caydırmak için müthiş bir çaba harcandığını da biliyoruz.
        Gürtuna’yı ülkemizde siyasete gönül vermiş nadir bulunan iyi insanlardan biri olarak değerlendirdim. Sayın Gürtuna’nın “ Türkiye’nin Meseleleri ve Çözüm yolları“ ile ilgili görüşlerinin düşünce yapımla tamamen uyuştuğunu gördüm. Vizyon sahibi, uzağı görebilen, kendinden emin, kararlı ve en önemlisi kendine son derece güvenen bir siyasetçi olduğunu görerek ülkem adına sevinç duydum.
        Ali Müfit Gürtuna’nın yukarıda saydığım özellikleri her siyasetçide bulunmayan ama gerçek bir liderde bulunması gereken temel hasletler. Bunu biraz daha açalım.

-  Yarım akılla ve kulaktan dolma bilgilere lider olunmaz. Lider bilgi derinliği olan kişidir. Bu derin bilgi ile sadece bugünü değil, yarınları da görerek tedbir alır. Bu bilgi derinliği öncelikle ülkesinin milli kültür değerlerine sahip olması ve kendi tarihi ile ilgili gerçeklere vakıf olması ile mümkündür. Ben Gürtuna’da bu bilgi derinliğini gördüm.

- Liderin bir diğer önemli vasfı kendine güveni olmasıdır. Kendine güven; bilgi ve beceri yanında önemli bir karakter şekillenmesini yansıtır. Kendine güvenmeyenlerin ülke için önemli kararları alması asla mümkün değildir. Gürtuna’da bu özgüveni de gördüm. Ayrıca bu güven duygusunu çevresine yayma özelliğine de sahip olmasının kendi liderlik vasıflarını arttırdığına da inanıyorum.

- Belediye Başkanlığından da tanıdığımız Gürtuna’nın bir diğer karakteristik yanı son derece sakin olmasıdır. Bu vasıf lider için çok önemlidir. Çünkü sakinlik lider kişide, olayların vehameti karşısında herkesin darmadağın olduğu bir ortamda lazım olan bir karakterdir. Sakinlik bilginin ve kendine güvenin bir tezahürüdür. Sinirlenmeden, paniğe kapılmadan ve sesini yükseltmeden sağduyu ile hareket edebilme yeteneğinin kendisinde olduğunu da gördüm. Ve ben Türkiye’nin siyaset arenasında böyle insanlara şiddetle ihtiyacımız olduğunu değerlendiriyorum.

        Bilindiği gibi Siyaset;  "DEVLET İŞLERİNİ DÜZENLEME VE YÖNETME SANATIDIR"  Bunun anlamı şudur; siyaseti herkes yapamaz ve herkes istediği için siyasetçi olamaz. Siyaset yapabilmek için ancak bir sanatkâr seviyesine erişmek, yani yaptığı işi en üst düzeyde gerçekleştirmek zorunluluğu vardır. Bu düşünceden hareketle dünyadaki en zor ve en kompleks faaliyet olduğu bilinen devlet yönetimi işlerinin, sıradan ve niteliksiz kişiler vasıtası ile yerine getirilemeyeceği gerçeğine ulaşılır.
        Hele Türkiye gibi bir coğrafyada yer alan ve küresel mimarların sürekli çalışma alanı olan bir ülkeyi sıradan kişilerin yönetmesi asla mümkün değildir. Bilgisiz, kültürsüz, yeteneksiz, devlet ve millet geleneğini anlamamış, milli hasletlerimiz ve milli gücümüzü yeterince tanıma bilincine erişememiş bir takım insanların yenilenmesine ihtiyaç olan mevcut seçim kanunlarına dayanarak yüce meclisimize girmeleri ile bugünkü olumsuz "siyasi ahlak ve imaj" hep birlikte yaratılmıştır.
        İç ve dış politikamızı yürüten SİYASİ GÜÇ UNSURU; ülkemizin milli gücünü teşkil eden  Ekonomik, Askeri, Demografik, Coğrafi, Bilimsel ve Teknolojik, ve Psiko-Sosyal Güç unsurlarını kullanır, bunları seçilen milli hedefler doğrultunda yönetir ve yönlendirir. Bütün milli güç unsurlarının birbirleri ile uyum içinde çalışmalarını sağlar. Bu unsurların bir bütün halinde milli hedeflerimiz doğrultusunda geliştirilmesi için gerekli tedbirleri alır.
         Bu kadar ağır bir yükü üstlenecek olan siyasetçilerimizin bugün içine düştükleri durumun adını sokaktaki sade vatandaşımız koymuştur. Halkımız bugün SİYASET kelimesini; yolsuzluk, hırsızlık, soygunculuk, güvenilmez ve inanılmazlık kelimeleri ile eş anlamlı olarak algılanmakta ve kullanmaktadır. Ayrıca halkımız; yalan, yanlış, eksik ve doğruluğundan şüphe duyduğu konuşmaları da "SİYASET YAPMA" şeklinde ifade etmektedir. Bu duruma gelinmesinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra gelen her seviyedeki siyasetçinin katkısı vardır.
        Ali Müfit Gürtuna konuşmasının başında, “Bugün Türkiye’nin en önemli ve öncelikle çözümü gereken sorununun iyi yönetilememe“ olduğunu vurgularken çok haklı idi. Bu tespit doğrudur . Gerçekten bugün ülkemizin öncelikli sorunu iyi yönetilememektir.
        Bununla üç yıldır yönetimde bulunan Ak Partiyi suçlu olarak göstermek doğru olmaz. Çünkü bugünlere üç yılda gelinmemiştir. Bana göre bugünkü teslimiyetçi tutum ve  başarısızlığın temel sebebi; AKP kadrolarının siyasi tecrübesizliklerinden, devlet yönetimi için henüz hazır olmadıklarından ve Türkiyenin elit kadrolarından ilgi alanlarında istifade etmek yerine önemli görevlerde partilililerin istihdamını önleyememiş olmalarıdır.
        Toplantıda ’Turkuaz Hareketi’ adıyla başlattıkları siyasal hareket hakkında da bilgi veren Gürtuna, Türkiye'nin problemlerini çözme noktasında bilgiye dayalı siyaset üreteceklerini, sadece slogana, istismara ve aldatmaya dayalı siyaset anlayışının mantalitelerinde olmadığına değindi.
        Şimdi, İyi yönetimin iyi liderlere ihtiyaçı olduğu konusunu biraz açalım;
        1912 -1913 Balkan Harbi esnasında dünkü tebamız Bulgar orduları karşısında başındaki komutanların birbirine düşmesi ve orduya siyasetin hakim olması ile dağılan Türk Ordusu tam iki yıl sonra Çanakkale’de yedi düvelin ordularını dize getirdi. Ne oldu bu iki yıl içinde de Bulgarların önünden birbirini çiğneyerek kaçanlar iki yıl sonra biran önce ölmek için düşmanın üzerine atıldılar?
        Neydi bu destansı başarıyı hazırlayan sır?
        İşte bu sır sadece askerin liderinin değişmesidir. Allah Türklere acıdı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi bir lideri Çanakkaleye hakim kıldı ve dünyaya Türklerin vatanları için neler yapabileceğini gösterdi. Sanıyorum ki Gürtuna’nın meselelere bakış açısında başlangıç noktasını “ İyi yönetilememek“ olarak alması bu düşünceden dolayıdır.
        Sonuç olarak;
        Türk siyasetini yakından takip eden bir kişi olarak ben diyorum ki, Ali Müfit Gürtuna bugün gündemde olan siyasi liderler ve siyaset kadrolarında görev yapanlar içinde uygun bir lider adayıdır. Siyasi harekete koydukları isim Turkuaz da çok anlamlı ve birleştirici özelliği olan bir kavramdır.
        Ben, milletine hizmet sevdalısı olarak yönetime talip olan Ali Müfit Gürtuna’ya özveri ile çıktığı yolda başarılar diliyorum.
         İşinin çok zor ve yolunun da çok uzun olduğunu bildiğini görüyorum.
         Buna rağmen yakın bir gelecekte adını çok daha sık duyacağımıza ve çevresindeki bir avuç inançlı insanın çığ gibi
büyüyeceğine inanıyorum.
        Yolları açık olsun diyorum..

 

mizan.de

 

MİZAN GAZETESİ

25 MART 2006

---------------------------------------------------------------------------------------------------

Orgeneral Doğan’dan 28 Şubat itirafı: Birçok yanlış yapıldı, insanlar çile çekti

 

 

 

  Haberler(2006-03-25 23:10:29)-Emekli Orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat süreciyle

   ilgili itiraflarda bulundu.

   Doğan, Türk siyaset tarihine ‘post modern darbe' olarak geçen süreçte

   birçok yanlış yapıldığını, birçok insanın da ‘çile' çektiğini söyledi. Refah-

   Yol hükümetinin iktidardan uzaklaştırılması sürecindeki psikolojik

   harekâtı yürüten ve dönemin iktidarına karşı yürütülen çalışmalarla

   oluşturulan Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) kurucusu olan Doğan, Güven

  Hareketi tarafından düzenlenen ‘Siyaset 2006' başlıklı panelde konuştu.

 

                28 Şubat sürecinde yaptıkları çalışmaların hepsinin doğru olmadığını belirten Doğan Paşa, şöyle devam etti: “O devrin gazetelerini açıp okuyun. O günkü basından halka yansıyanlara bakın. Yapılanlar içinde her şey doğru mudur? Hayır. Hiçbir zaman her şeyin doğru olduğunu iddia edemeyiz. Yanlışlar epey olmuştur. Birçok insan çile çekmiştir, zarar etmiştir.” Doğan, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin Sauna Çetesi'nin elemanlarında bulunmasının hatırlatılması üzerine ise, “Alt rütbede bir iki insanın ekonomik sıkıntı, avanta için bulaşmış olabileceği bir olay.” yorumunu yaptı.

Doğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü de eleştirdi. AB sürecinde anadilde yayının serbest bırakılması hakkında da konuşan Doğan, asayiş komutanı olarak görev yaptığı dönemde, kendisine gelen Güneydoğulu bir vatandaşın anlattıklarını aktardı: “Vatandaş, ‘Komutan, sana bir itirafta bulunacağım. Kürtçe kaset dinlemek yasakken Kuzey Irak ve İran'dan getirip dinlerdik. Bulmasınlar diye saklardık. Serbest bırakılınca dinleyen kalmadı.' dedi.” Medya ve yargı mensuplarına verdiği brifinglerle tanınan Doğan, emekli olurken söylediği sözlerle gündeme gelmişti.

Doğan'ın, “Galiçya'da Mehmetçiğin kanını neden döktüğümüzü hâlâ sorguluyoruz.” demesi tartışmalara yol açmıştı. Selimiye Kışlası'nda 2003’te, 1. Ordu Komutanlığı görevinin devir teslim görevi sırasında Doğan, bazı yayın organlarını da ‘mütareke basını' olmakla suçlamış, Ertuğrul Özkök'ü de isim vermeden eleştirmişti.
zaman-
25.03.2006 Erkan Acar - Emre Soncan İstanbul

 

 

 

 

ÖZGÜR KOCAELİ GAZETESİ, 20 MART 2006 PAZARTESİ

 "Güven Hareketi” İzmit'e Geldi

  Ali Müfit Gürtuna, İlhan Kesici, Bedrettin Dalan gibi siyasette önemli isimlerin katılımıyla oluşan, eski Cumhurbaşkanı Demirel tarafından da desteklendiği söyleyen "Güven Hareketi” önceki gün İzmit'te ilk toplantısını yaptı.
KYÖD Sosyal Tesislerindeki toplantıya Güven Hareketi kurucusu ve sözcüsü, DYP'nin kurucularından Samim Uygun konuşmacı olarak katıldı. Toplantı organizasyonunda en önemli görevi üstlenen kişi, DTP'nin eski İl Başkanı İzmitli Dişhekimi Cenap Yener'di. Toplantıya katılan yaklaşık 50 kişi arasında eski milletvekili İsmail Kalkandelen, MHP'nin eski İl Başkanlarından Arslan Koyuncu gibi isimler de dikkati çekti.

BİR YIL İÇİNDE SEÇİM ŞART
Güven Hareketi'nın partileşme talebi toplantıda ifade edilmedi. Samim Uygun, Türkiye'nin iyi yönetilmediğini gördüklerini, siyaset üstü bir misyonla yola çıktıklarını vurguladı. Kendilerini partiler üstü konumda gördüklerini belirten Uygun şöyle konuştu:

"- Türkiye'de 2007 Mayıs ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce mutlaka bir genel seçim yapılması gerekiyor. Bize göre Türkiye'nin kırılma noktası, cumhurbaşkanlığı seçimleri olacaktır.”
Uygun İzmit toplantısının gerçekleşmesini sağlayan Cenap Yener'e teşekkür etti, bu toplantının Türkiye'deki 53 ncü toplantı olduğunu da söyledi. Daha sonra Samsun Milletvekili Ali Eser, Prof. Dr. Ömer Alparslan Aksu, Emekli Kurmay Albay Tamer Kumkale, Ekonomist Erhan Tarhan, kendi konularıyla ilgili görüşler açıkladılar.
Samsun eski Milletvekili Ali Eser, Türkiye'de bugün şimdiye kadar görülmemiş biçimde kötü bir kadrolaşma ve partizanca tutum olduğunu söyledi. Eser, "Bu bir siyasi hareket değil. Ama hiçbirimiz siyasetten de uzak değiliz. Gidişattan memnun olmayanların desteğini bekliyoruz” dedi.

   27 Mart 2006 Pazartesi

Ahmet COŞKUNAYDIN

Hızla seçime kayıyoruz!

                Ülkede güçlü bir hükümet ve onunda Meclis'te büyük çoğunluğu olmasına karşın, HIZLA SEÇİME KAYDIĞIMIZI KABUL ETMEMİZ GEREKİYOR. Çünkü ülkemizde seçimler tam tamına 60 yıldan bu yana 4 yılda bir yapılmakta. Hükümetler ise güçlü oldukları dönemlerde bile erken seçimi tercih ederek, taze bir kan almayı ve güçlerine, erken seçim kanalıyla güç katmayı tercih etmektedirler.

Bu şartları göz önüne aldığımızda, her ne kadar bugünkü hükümet, sert birşekilde karşı çıksa da, onun dahi bir BASKIN ERKEN SEÇİME gitmesi ihtimalini göz ardı etmemeliyiz.

Erken seçim artık sadece bazı sivil toplum kuruluşları ile muhalefetin dilinde olan bir kelime  olmaktan çıkmış durumda. Hükümete yakın gibi duran ZAMAN GAZETESİ'NİN bazı yazarları da artık bu kelimeyi  dile getirmektedirler.

Zamanından önce seçimleri her kesim kendine göre bazı hesapları nedeniyle istiyor. Muhalefet daha güçlenmek, Hükümet ise elindeki gücü bir dönem daha onaylatarak sürdürmek gibi.

Gelecek yılın mayıs ayında gerçekleştirilecek cumhubaşkanlıgı  seçimi de, erken seçimi zorlayan unsurlardan biri. Çünkü, halk bir dönem yaşadığı gibi, halkın yüze 70'inin oylarının yansıtılmadığı bir cumhurbaşkanlıgı seçimine sıcak bakmıyor.

Bu nedenle  şu içinde bulunduğumuz günlerde, sivil toplum örgütlerinin, seslerine dikkatle kulak verilmeli. Bunlardan biri de 2000’li yılların başından beri kamuoyuna önemli katkılarda bulunmaya gayret eden GÜVEN HAREKETİ. Bu  sivil toplum kuruluşu, bugün Türkiye'nin bir  hükümet sorunu olmadığını ama MUHALEFET SORUNU olduğuna dikkat çekiyor.

Ayrıca olası bir erken seçim öncesi, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu'nda acilen yapılması gereken değişiklikler, güçlü iktidar, cumhurbaşkanlıgı seçimi,  güçlü iktidar arayışları, seçim ittifakları ve siyasi iktidar arayışları gibi konuları artık kamuoyu önünde açıkça tartışmaya açmış bulunuyor.

Ortalıkta seçim laflarının zamanından önce dolaşması, toplumda hiç bir kesimi mutlu eden bir olgu değildir. Fakat şartlar gerektirdiğinde de bu olgudan kaçmak mümkün değildir. Bugün artık her kesimden, ERKEN SEÇİM LAFI ORTAYA ATILIYORSA,  o zaman düşünmek gerekir ki, bu seçim zamanı gelmiş.

Öyle görünüyor ki, önümüzdeki aylarda bu kelime çok daha sık  karşımıza çıkacak, kim bilir belkide SANDIĞIN ORTAYA ÇIKMASINA kadar da gündemden düşmeyecek.

Herkes erken seçimden farklı bir sonuç alana kadar...

ahmet_coskunaydin@yahoo.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

'SANAL BİR DÜNYADA YAŞATILIYORUZ'  

EKSTRA HABER GAZETESİ

27 MART 2006  

 

 

Güven Hareketi tarafından düzenlenen Siyaset 2006 konulu panellerin ikincisi geçtiğimiz hafta Sepetçiler Kasrı'nda yapıldı.

                İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süheyl Batum ve Prof. Dr. Ömer Alparslan'ın konuşmacı olarak katıldığı panelde AKP'nin tutumları, Türkiye'nin son dönemde yaşadığı olayların yansımaları ile ve erken seçim ihtimalleri üzerinde konuşuldu.

                Hükümet üniversitelerle uğraşıyor

Panelde ilk olarak söz alan Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, üniversitelerde yaşanan olaylara değinerek 'AKP iktidarı ülkenin tek sorunu üniversitelermiş gibi davranıyor. Van Üniversitesi'ndeki olayları hepimiz biliyoruz. Bunun dışında üniversitelerin araştırma fonlarına el konuldu. Bu nedenle araştırma yapamıyor, gelişen teknoloji izlenemiyor. Asistan alımını durdurdular. Resmen okulların fidanlığını kurutuyorlar. AKP genç beyinlerin düşüncelerini başka yönlere analize edilebileceği çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Ama buna YÖK ve üniversite mensupları bir karşı duruş sergileyerek, onların bu oyunları bozmaya çalışıyor' dedi.

'Türkiye bir mozaik' lafına katılmadığını da belirten Alemdaroğlu, 'Mozaik olursa her bir parça ayrılıp, düşebilir. Bu nedenle ben bu lafa katılmıyorum. Türkiye olsa olsa bir renkleri birbirinden ayrılamaz ebrudur' dedi.

                Siyasal oyun oynanıyor

Daha sonra söz alan Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Süheyl Batum ise Türkiye'de siyasal bir oyunun oynandığını iddia etti. Batum, 'Örneğin iktidar bir hamle öne geçmek için üniversiteleri korkutmaya çalışıyor. Bir rektörü göz altına alıyor. Aylarca iddianamenin hazırlanması bekleniyor. Şimdi de Kara Kuvvetleri komutanı ile ilgili aynı şey yapılmaya çalışılıyor. Birileri bu duruma karşı çıktığında ise 'ne yani, rektör ya da komutan yargılanamaz mı?' deniliyor. Bunlar hep bu oyunun bir parçası' diye konuştu.

Sanal bir dünyadayız

Türkiye'nin sanal bir dünyada yaşadığını söyleyen Batum, 'İnsanları tamamiyle olmayan şeylere inandırıyorsunuz. Örneğin dokunulmazlıklar kalksın denildiğinde Adalet Bakanı 'ama yargı bağımsız değil' diye bir açıklama yapabiliyor. Kara Kuvvetleri Komutanı'nı ile ilgili iddiaları sorduğunuzda ise 'yargı bağımsızdır' diyor. Türk siyasetinin çok önemli 4 ortak noktası var. Tamamiyle dışa bağımlı, tek aktörlü, demokratik değil ve ahbap-çavuş ilişkisi üzerinde yürütülüyor. 80 öncesinde siyasi yapımız daha iyiydi. Ama 80'den sonra mahallenin bakkalı, hanımın kuaförü derken siyasetin kalitesi düşürüldü. Bunlar değiştirilmeden Türkiye bu sanal dünyadan çıkamaz' dedi.

Son olarak söz alan Prof. Dr. Ömer Aksu ise Türkiye'nin bir kaosun içinde olduğunu belirterek, 'Ama ben umutsuz değilim. Bir şuur bulanıklığı içinde bulunduğumuz doğru ama bu bulanıklık sadece yöneticilerde ve aydınlarda. Halk bu bulanıklığı yenecek güçtedir' diye konuştu.

                Güven Hareketi nedir?

Türkiye’nin önündeki muhtemel gelişmeleri önceden görüp tedbir alınması için ilgilileri uyarma ve halkı bilgilendirme görevini Anadolu konferansları ve paneller vasıtasıyla altı yıldır sürdüren Güven Hareketi bu defa da 2006 yılında erken seçimi kaçınılmaz olarak görmüş ve bilgilendirme çalışmalarına başlamıştır.   

Güven Hareketi 2005 yılında gerçekleştirdiği yedi hafta süreli “Türkiye'de temiz siyaset' panellerinden alınan dersler ışığında 2006 yılında da Türkiye’nin siyasi takvimine katkıda bulunmak maksadıyla, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanununda acilen yapılması gereken değişiklikler, erken seçim çalışmaları, cumhurbaşkanlığı seçimi, güçlü iktidar arayışları, seçim ittifakları, siyasi istikrar arayışları gibi konuları konunun uzmanları ile tartışmaya açmaktadır. Amacı halkı bilgilendirerek siyasi gündeme hız katmak ve uzmanların ortaya koyacağı yeni fikirlerle 2006 Siyaset gündemini yönlendirmektir.
Emek Karakaş / Kent YAŞAM

 

BÖLGEDE TUFAN GAZETESİ

21 TEMMUZ 2005

'LOZAN ANTLASMASININ 82'ci YILINDA TÜRKIYE'

GÜVEN HAREKETI,Yaz Tatiline Çikmadi.Bilgilendirme çalismalarini araliksiz sürdürüyor.21 Temmuz 2005’te Sirkeci’deki Tarihi Sepetçiler Kasrinda 15:00-19:00 saatleri arasinda Tertipledigi “Lozan Antlasmasinin 82'ci yilinda Türkiye” Konulu Panel Ile su sorularin Cevaplarini arastiracak!

Güven Hareketi; "Lozan Antlasmasinin 82 yilinda TÜRKIYE" ,paneli ile  çok önemli bir gelismeyi Türkiye’nin gündemine tasiyor…
•Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulus belgesi olan Lozan Baris Antlasmas’inin Kabul edilisinin 82 nci yildönümü olan 24 Temmuz 2005’te bu antlasma ile elde ettigimiz kazanimlari muhafaza edebildik mi ?
• Lozan
1923’ Belgesinden elimizde neler kaldi ?
• Lozan’a sahip çikabilmek için milletçe ve devletle neler yapmamiz gerekiyor

GÜVEN HAREKETI Baskani Samim UYGUN düzenledikleri panelin gerekçelerini açikladi ve program ile ilgili su  bilgiler verdi:
"21 nci yüzyilda Küresellesme yolunda hizla ilerleyen dünyamiz 11 EYLÜL Saldirisini müteakip artik eskisi gibi huzurlu ve güvenli degildir. 1991’den itibaren tek kutuplu ve ABD eksenli hale gelen dünyada uluslararasi politikalari artik hukuk degil, ülkelerin gücü belirlemektedir. Nitekim ABD gücüne dayanarak dünyayi yeniden yapilandiracagini  ilan etmis, AFGANISTAN ve IRAK’in isgali ile bu husustaki kararliligini göstermistir. Sirada daha baska ülkelerin bulundugunu da vurgulamakta ve bu yolda çalismalarini kararlilikla sürdürmektedir.
BM. AB, NATO artik eski güçlerinde degildir. Çünkü ABD menfaatlerinden dolayi askeri ve siyasi gücü ile onlari bölmüstür. Avrupa Birligi; Uluslararasi Zürih ve Londra Antlasmasindaki hukuki gerekçeleri yok sayarak Güney Kibris’i tam üye olarak tanimistir. Ayni AB, Avrupa'nin göbeginde Bosna Hersek'te 250.000 Türk ve müslümanin hunharca katledilmesine gözlerini kapamistir.
Türkiye cografi konumu ve potansiyel gücü ile dünya güç dengesini belirleyen ülkelerin ve küresel güç odaklarinin asla  vazgeçemeyecekleri bir ülkedir. Dünya üzerindeki merkezi konumu ve sahip oldugu millî gücü Türkiye’nin pek çok alternatif hareket tarzlari seçmesine imkan vermesine ragmen, bugüne kadar ABD ve AB yanlisi politikalar izlemis ve güvenligini Nato semsiyesi altinda aramistir.

24 Temmuz 2005’de devletimizin kurulus belgesi olan Lozan Antlasmasinin 82 nci yilini idrak edecegiz. Lozan Antlasmasi'yla, devletimizin uluslararasi alanda siyasal, hukuki, ekonomik ve toplumsal iliskileri yeniden düzenlendi. Yeni Türk Devleti'nin varliginin, egemenliginin ve bagimsizliginin taninmasi saglandi." dedi.


Yeni Türk Devleti Lozan ile uluslararasi alanda hukuki ve siyasi yönden degerini kabul ettirtigini bu gün 82 .yilinda bunlari yoksayan sevri hortlatan zihniyetlerin belirdigine dikkat  çeken Güven Hareketi Baskani Samim UYGUN:"

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün,

"Lozan Antlasmasi, Türk milleti aleyhine asirlardan beri hazirlanmis ve Sevr Antlasmasi'yla tamamlandigi zannedilmis büyük bir suikastin yikilisini ifade eden bir vesikadir." sözleri, Lozan'in tarihimizdeki yerini ve önemini gözler önüne sermektedir.

Atatürk dönemini takiben uygulanan bagimli politikalar sonucunda ülkemiz bugün Lozan Baris Antlasmasi ile elde ettigi bagimsizligindan ve önemli kazanimlarindan ciddi tavizler vermek zorunda birakilmaktadir.
Lozan Baris Antlasmasi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin siyasi alandaki mücadelesinin ilk adimi olan Mudanya Mütarekesi’nden sonra Türk Milletinin en büyük siyasi basarisidir. Anlasma’nin önsözünde, devletlerin istiklal ve hâkimiyetine saygi gösterilmesi ilkesi yer almaktadir. Bu ilke, yeni Türkiye’nin I. Dünya Savasi’nin galipleri ile esit sartlar altinda Lozan’da siyasi bir mücadeleye giristigini gösteren bir hükümdür. Türk istiklal ve hâkimiyetinin taninmasi bakimindan da önem arz eder. Lozan Baris Antlasmasi, Ortadogu’nun en önemli bölgesinde sürekli bir baris saglayarak, güvenligi kurup devam ettirerek bölge ve dünya barisina da hizmet etmistir.

Yeni Türk Devleti Lozan ile uluslararasi alanda hukuki ve siyasi yönden degerini kabul ettirmistir. Uluslararasi toplumun itibarli, barisi seven, baris politikasi uygulayan, barisçi üyesi olmustur.
Bütün barisçi tutumuna ragmen, Türk milletine esareti layik gören ve topraklarini parçalamayi hedef alan Sevr Antlasmasini yeniden gündeme getirerek Lozan’i ortadan kaldirmaya çalisan küresel mimarlarin sinsi planlari dogrultusundaki çabalar yogunlasarak devam etmektedir. Lozan’daki her kazanimin temelinde muhtesem bir Kurtulus Mücadelesi için dökülen kanlarin ve emsalsiz bir azmin bulundugu gerçeginin unutuldugu görülmektedir.

Lozan Baris Antlasmasi hükümlerinden verecegimiz tavizlerin ülkemiz için karanlik günlerin habercisi olacagi degerlendirilmektedir.

Iste bu hakli gerekçelere dayanarak;
Türk Devlet yapisinin gücüne, Türk Milletinin milli degerlerine ve mensuplarinin bilgi birikimine güvenen, ülke meselelerini bu çerçevede izleyip en iyi hareket tarzini bilimsel metotlarla arastirarak mensuplarini ve Türk halkini bilgilendirme çalismalarini bes yili askin bir süredir sürdüren GÜVEN HAREKETI; bugün ülkemizin içinde bulundugu hassas durumu dikkate alarak organize ettigi “LOZAN  ANTLASMASININ 82 NCI YILINDA TÜRKIYE”  konulu PANEL Türkiye’nin yerini ve rolünü konunun uzmanlari ile Lozan Baris Antlasmasi isiginda tartismaya açmaktadir." dedi.

Uygun:"Bu Panelde olusacak görüsler bilahare kitap haline getirilerek halkimizin hizmetine sunulacaktir." dedi.  (Bölgede Tufan)

 

 

 

Aktuel Dergi

AKTÜEL DERGİ.COM

25 MART 2006-04-24

 

Emekli paşanın 28 Şubat pişmanlığı

Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) kurucusu olarak bilinen emekli orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat'a ilişkin bir dizi itirafta bulundu. Doğan, "Birçok yanlış yapıldı. İnsanlar çile çekti" dedi.

Orgeneral Doğan’dan 28 Şubat itirafı: Birçok yanlış yapıldı, insanlar çile çekti

Emekli Orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat süreciyle ilgili itiraflarda bulundu.

Doğan, Türk siyaset tarihine ‘post modern darbe' olarak geçen süreçte birçok yanlış yapıldığını, birçok insanın da ‘çile' çektiğini söyledi. Refah-Yol hükümetinin iktidardan uzaklaştırılması sürecindeki psikolojik harekâtı yürüten ve dönemin iktidarına karşı yürütülen çalışmalarla oluşturulan Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) kurucusu olan Doğan, Güven Hareketi tarafından düzenlenen ‘Siyaset 2006' başlıklı panelde konuştu. 28 Şubat sürecinde yaptıkları çalışmaların hepsinin doğru olmadığını belirten Doğan Paşa, şöyle devam etti:

“O devrin gazetelerini açıp okuyun. O günkü basından halka yansıyanlara bakın. Yapılanlar içinde her şey doğru mudur? Hayır. Hiçbir zaman her şeyin doğru olduğunu iddia edemeyiz. Yanlışlar epey olmuştur. Birçok insan çile çekmiştir, zarar etmiştir.”

Doğan, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin Sauna Çetesi'nin elemanlarında bulunmasının hatırlatılması üzerine ise, “Alt rütbede bir iki insanın ekonomik sıkıntı, avanta için bulaşmış olabileceği bir olay.” yorumunu yaptı.

Doğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü de eleştirdi. AB sürecinde anadilde yayının serbest bırakılması hakkında da konuşan Doğan, asayiş komutanı olarak görev yaptığı dönemde, kendisine gelen Güneydoğulu bir vatandaşın anlattıklarını aktardı:

“Vatandaş, ‘Komutan, sana bir itirafta bulunacağım. Kürtçe kaset dinlemek yasakken Kuzey Irak ve İran'dan getirip dinlerdik. Bulmasınlar diye saklardık. Serbest bırakılınca dinleyen kalmadı.' dedi.”

Medya ve yargı mensuplarına verdiği brifinglerle tanınan Doğan, emekli olurken söylediği sözlerle gündeme gelmişti. Doğan'ın, “Galiçya'da Mehmetçiğin kanını neden döktüğümüzü hâlâ sorguluyoruz.” demesi tartışmalara yol açmıştı. Selimiye Kışlası'nda 2003’te, 1. Ordu Komutanlığı görevinin devir teslim görevi sırasında Doğan, bazı yayın organlarını da ‘mütareke basını' olmakla suçlamış, Ertuğrul Özkök'ü de isim vermeden eleştirmişti.

Erkan Acar - Emre Soncan'ın haberi

 

    25 MART 2006      İ-MEDYA.COM

 28.Şubat itirafı ..

Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) kurucusu olarak bilinen emekli orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat'a ilişkin bir dizi itirafta bulundu. Doğan, "Birçok yanlış yapıldı. İnsanlar çile çekti" dedi..

Orgeneral Doğan’dan 28 Şubat itirafı: Birçok yanlış yapıldı, insanlar çile çekti

Emekli Orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat süreciyle ilgili itiraflarda bulundu.
Doğan, Türk siyaset tarihine ‘post modern darbe' olarak geçen süreçte birçok yanlış yapıldığını, birçok insanın da ‘çile' çektiğini söyledi. Refah-Yol hükümetinin iktidardan uzaklaştırılması sürecindeki psikolojik harekâtı yürüten ve dönemin iktidarına karşı yürütülen çalışmalarla oluşturulan Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) kurucusu olan Doğan, Güven Hareketi tarafından düzenlenen ‘Siyaset
2006' başlıklı panelde konuştu. 28 Şubat sürecinde yaptıkları çalışmaların hepsinin doğru olmadığını belirten Doğan Paşa, şöyle devam etti:

“O devrin gazetelerini açıp okuyun. O günkü basından halka yansıyanlara bakın. Yapılanlar içinde her şey doğru mudur? Hayır. Hiçbir zaman her şeyin

Doğan, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin Sauna Çetesi'nin elemanlarında bulunmasının hatırlatılması üzerine ise, “Alt rütbede bir iki insanın ekonomik sıkıntı, avanta için bulaşmış olabileceği bir olay.” yorumunu yaptı.

Doğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü de eleştirdi. AB sürecinde anadilde yayının serbest bırakılması hakkında da konuşan Doğan, asayiş komutanı olarak görev yaptığı dönemde, kendisine gelen Güneydoğulu bir vatandaşın anlattıklarını aktardı:

“Vatandaş, ‘Komutan, sana bir itirafta bulunacağım. Kürtçe kaset dinlemek yasakken Kuzey Irak ve İran'dan getirip dinlerdik. Bulmasınlar diye saklardık. Serbest bırakılınca dinleyen kalmadı.' dedi.”

Medya ve yargı mensuplarına verdiği brifinglerle tanınan Doğan, emekli olurken söylediği sözlerle gündeme gelmişti. Doğan'ın, “Galiçya'da Mehmetçiğin kanını neden döktüğümüzü hâlâ sorguluyoruz.” demesi tartışmalara yol açmıştı. Selimiye Kışlası'nda 2003’te, 1. Ordu Komutanlığı görevinin devir teslim görevi sırasında Doğan, bazı yayın organlarını da ‘mütareke basını' olmakla suçlamış, Ertuğrul Özkök'ü de isim vermeden eleştirmişti. 25 Mart 2006 Cumartesi   

TÜRKİYEDE TUFAN GAZETESİ, 18 NİSAN 2006

Her geçen gün sivil Toplum kurumların odak merkezi olan Güven Hareketi 58.Toplantısında ,Strateji Uzmanları AB ve ABD'nin marifetlerini masaya yatırdı. Yazarlarımızdan Gamze Güngörmüş Kona:" AB yerine Ortadoğu'ya dikkat çekmeyi " önerdi.

" 1946’dan itibaren Türk siyasi yaşamından seçimlerin dört yılda bir yapıldığı gerçeğinden hareketle son günlerde muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları Erken Seçim konusunu ciddi şekilde ülke gündemine taşımışlardır. İktidarların zayıf icraatlarının ve muhalefetin de alternatif politikalar üretemeyişinin bunda büyük bir etkisi vardır.  
         Erken Seçim’in 2006 siyasi gündemini tamamen kaplayacağı değerlendirilmektedir. AKP yönetiminin bütün aksine söylemlerine ve seçimlerin zamanında yapılacağını vurgulamasına rağmen ülkemiz hızla Erken Seçim ortamına sürüklenmektedir.

         Baskın şeklinde hazırlıksız bir Erken Seçimin ülkemizin geleceği açısından sakıncaları göz önüne alındığında, Türkiye’nin 2006 siyasi takvimindeki muhtemel gelişmelerin bilimsel bir anlayışla konunun uzmanlarınca tartışılması ve halkın doğru şekilde bilgilendirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
        Türkiye’nin önündeki muhtemel gelişmeleri önceden görüp tedbir alınması için ilgilileri uyarma ve halkımızı bilgilendirme görevini Anadolu Konferansları ve Paneller vasıtasıyla altı yıldır başarı ile sürdüren Güven Hareketi bu defa da 2006 yılında Erken Seçimi kaçınılmaz olarak görmüş ve halkımızı bilgilendirme çalışmalarına başlamıştır.
    
        Güven Hareketi 2005 yılında gerçekleştirdiği yedi hafta süreli “TÜRKİYE’DE TEMİZ SİYASET” panellerinden alınan dersler ışığında 2006 yılında da Türkiye’nin siyasi takvimine katkıda bulunmak maksadıyla, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanununda acilen yapılması gereken değişiklikler, Erken Seçim çalışmaları,  Cumhurbaşkanlığı Seçimi, Güçlü İktidar Arayışları, Seçim İttifakları, Siyasi İstikrar Arayışları gibi konuları konunun uzmanları ile tartışmaya açmaktadır..
        Amacımız halkımızı bilgilendirerek siyasi gündeme hız katmak ve uzmanların ortaya koyacağı yeni fikirlerle 2006 Siyaset gündemini yönlendirmektir.
" diyen Güven hareketi Başkanı Samim Uygun, Prof.dr.Mahit Kaynak, Doç.Dr.Emin Gürses Doç.Dr.Yaşar Hacısalihoğlu ve Yrd.Doç Dr.Gaöza Güngörmüş Kona   AB ve ABD Poltikalarıyla ülkemizi siyasi manevra alanına çevirdiklerini kısa zaman da Türk Milletinin kendi özüne dönmesine dikkat çekti.

Türkiye'deki siyasi yapı mevcut seçim sistemi iç ve dış politikamızdaki istikrarsızlıklar ve Türkiye'nin demokratik arayışları adlı bugüne kadar 58'incisi gerçekleştirilen ve Tarihi Sepetçiler Kasrı'nda
her hafta perşembe günü bütün sivil toplum kuruluşlarının  üst düzey yöneticileri duayen siyasetçiler, uzman bilim adamları ve deneyimli siyasilerin konuşmacı olarak  düzenledikleri paneller şimdi Anadolu'ya açılıyor.Son panelde strateji uzmanlarından Prof. Dr. Mahir Kaynak, Doç. Dr. Emin Gürses, Doç. Dr. Yaşar Hacı Salihoğlu ve yardımcı Doç. Dr. Gamze Güngörmüş Kona'nında katıldıkları panelde Türkiye'nin AB yolunun masaya yatırıldığı ve AB' nin geleceğinin tartışıldığı panelde özellikle son günlerde ABD'nin İran konusundaki oyunlarına dikkat çekilerek İran'nın Irak ile hiç bir benzerlki göstermediğinin altı çizildi.Mahir Kaynak:"Kuzey Irak'ta kurdurulan Bengaldeş düzeyindeki bir ülkenin ülkemize tehdit oluşturmasının söz konusu olmayacağını  asıl sorunun ekonomik-işgal olduğunu böylece dünya üzerinde kaynağı belli ama memleketi belli olmayan sıcak paranın ülkelerin kaderleriyle oynandığı ve Ulus Devlet kavramının yok edilmeye çalışılıyor.Türkiye küresel sermayeyi defetmedikçe IMF ve siyasi işgalden kurtulamaz" dedi.

Hacı Salihoğlu, "Emperyalizm dünyaya pazar edecekse onu küçük parçalara bölmek zorundadır.Ulus devletlerin hedefsiz ve özgüvensiz olması emperyalizmin birinci ayağıdır.İslamla terörü aynı cümlede kullanmak islama hakarettir" diye konuştu.

Gamze Kona:Öncelikle Türkiye'nin stratejik konumunu tekrar gözden geçirmesi medeni denilen AB yolundan çok bence komşuları olan İran, Suriye ve diğer Orta Asya ülkelerine daha sıcak bakmalıdır.Sözgelimi Türkiye'nin İran ile ticaret hacmi 3 milyon dolarken Almanya'nın İran ile yıllık 60 milyon dolara varan ticareti size bir şey hatırlatmıyormu?" dedi.

Geniş açıklamaları gazetemizin  yeni sayısında bulabilirsiniz.

------------------------------------------------------------------------------------------

 

AKŞAM GAZETESİ

18 NİSAN 2006

 

 

 Karışık haberler... guler.komurcu@aksam.com.tr
gulerkomurcu@superonline.com

Yaşadığımız iç ve dış tehdit algılarının hızla artmasına paralel toplumun değişik kesimlerinde giderek derinleşen milli duyarlılık da her geçen gün yeni bir sivil kuvvet örgütlenmesiyle aksiyonel hale gelmeye, dönüşmeye devam ediyor.

  Cuma günü benzer hassasiyetlerle donanmış değerli bir grupla öğlen yemeğinde bir araya geldim. GÜVEN HAREKETİ'nin önemli isimleriyle, 8 kişilik dar kapsamlı bir masa etrafında (masada Balıkesir Milletvekili Dr.Turhan Çömez de vardı) beyin fırtınası yaptık, özellikle Güven Hareketi Başkanlık Divanı'ndan Prof.Ömer AKSU, Dr.Tamer KUMKALE ve de Başkan Sayın Samim UYGUN ile yaptığımız derin sohbette dile getirdiklerimizi bir başka yazıda detaylandıracağım, sadece, biliniz ki ey değerli okur, asla yalnız değilsiniz...

  Bu arada bir başka konuya geçmeden belirtmeliyim; GÜVEN HAREKETİ, aslında yeni bir oluşum değil, sadece son zamanlardaki hassas gelişmelerden ötürü faaliyetlerini daha kapsamlı hale getirmişler, www.guvenhareketi.org adresine baktığınızda grubun çalışmaları hakkında detaylı bilgi alacaksınız.

  Sivil hareketlerden bahsetmiş iken... Afyon Milletvekili Sayın İbrahim AŞKAR da şu günlerde aynı milli hassasiyetlerle sadece -vatandaş kimliğini kullanarak- bir sivil toplum hareketi, bir milli oluşumla meşgul; KOCATEPE PLATFORMU'nun hazırlıklarının son aşamada olduğunu söyleyen AŞKAR bildiğiniz gibi AKP içinde cesur çıkışlarıyla da biliniyor. Bir dakika...

  AKP içinde cesur çıkış demiş iken, AKP Hatay Milletvekili Fuat Geçen ile pazar günü yaptığımız sohbetten de bahsetmeden geçemeyeceğim, Fuat Bey aradı ve partisinin Hatay'daki ihale kıyağını ilk kez görülen bir yöntemle kamuoyuna açıklamaya karar verdiğini, Grup Başkanvekili'ni de istifaya çağırdığını belirterek, AKP yönetiminin Yüce Divan tehlikesi altında olduğunu söyledi.

  Sayın Geçen, bendenize aktardığı tüm bu isyanlarını adeta 'MUHTIRA' niteliğindeki bir mektupla dün sizlere duyurdu.

  AKP içindeki dik duruşlardan bahsetmiş iken... Kabinenin etkili isimlerinin başında kabul edilen Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'le de cumartesi günü İstanbul'da keyifli bir özel sohbet yaptık. Hükümetin 'sözünü esirgemeyen üyesi' Şener'i de ilgiyle izlemeye devam ediyoruz...

  Söz iç siyasette iken... Gerek işdünyası, gerekse politik kulislerden yükselenler analizler aynı noktada düğümleniyor efendim; erken seçim ve de Cumhurbaşkanlığı seçimi hesapları. Görünen o ki erken seçim ve de Cumhurbaşkanlığı seçimi hesapları tüm dengeler üzerinde giderek daha da belirleyici faktör olacak.

  Yukarıda altını çizdiğim kilit noktası yabancı kamuoyunun da ilgi alanı olmuş durumda, dünkü gündemden; ABD'de yayımlanan Newsweek dergisi, Türkiye'de kasım ayında seçim olabileceğini öne sürdü.

  Son olarak, bir açıklamaya yer vermek istiyorum; Başbakan Erdoğan'ın dışpolitika danışmanı- AKP Milletvekili Egemen BAĞIŞ, hakkındaki 'geçtiğimiz günlerde ABD'deki bir toplantıya giderken Türk pasaportu yerine ABD kimliği kullandığı' yönündeki iddialarla ilgili bir açıklama yaptı. Egemen BAĞIŞ, ABD'de 17 yıl turist olarak yaşamadığını -çalışma izninin bulunduğunu- (pasaport değil yeşil kart-green card sahip olduğunu mu demek istiyor, anlayamadım?!) ancak ABD vatandaşı olmadığını, dolayısıyla da yabancı pasaportla giriş yapmasının da söz konusu olmadığını belirtti. Konuyu -Sayın Bağış'ın istediği her zeminde- haber kaynaklarımın aktardığı ilave bilgiler-sorularla 'gerekirse' paylaşmaya devam ederiz, şimdilik virgül koyup, Bağış'ın açıklamalarını da -merkez- alarak bilginize sunuyorum ey değerli okur...

---------------------------------------------------

TÜRKİYEDE TUFAN GAZETESİ

07 NİSAN 2006

Siyaset 2006 Panelleri Devam ediyor

 

Tarihi Sepetçiler Kasrında Güven Hareketinin başlattığı Siyaset 2006 Panelleri devam ediyor. Güven Hareketi Samim Uygun Başkanlığında Türkiye’de Temiz Siyaset ve Siyasette Olmazsa Olmazlarımız konuşulmaya devam ediyor.

BİRİNCİ PANEL:- DUAYEN POLİTİKACILAR’ımızdan Sayın Hüsamettin Cindoruk ile Sayın Murat Sökmenoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı Birinci Panel 09 MART 2006 tarihinde;

İKİNCİ PANEL:  BİLİM ADAMLARI’mızdan  Sayın Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Prof.Dr. Süheyl Batum ile Prof.Dr. Ömer Alparslan Aksu’nun( Güven Hareketi Üyesi) konuşmacı olarak katıldığı İkinci Panel 16 MART 2006 tarihinde,

   ÜÇÜNCÜ PANEL:- DUAYEN ASKERLER’imizden Sayın E.Orgeneral Çetin Doğan ile E.Orgeneral Oktar Ataman’ın( Güven Hareketi Üyesi) konuşmacı olarak katıldığı Üçüncü Panel Panel 23 MART 2006 tarihinde  yapıldı.

DUAYEN POLİTİKACILAR’ ın konuşmacı olarak katılacağı 30 MART 2006 tarihli
Dördüncü   PANEL bu gün E. Büyükelçi Sayın Taner BAYTOK’ ve  E. Büyükelçi Sayın Önder ÖZAR la devam etti.
Türkiye’nin konumundan kaynaklanan stratejik önemi ile Türk Milleti’nin binlerce yıllık köklü tarihi ve kültürel kazanımlarının bilinciyle ülke gündemindeki konuları tartışmaya ve kamuoyunu bilgilendirmeye devam eden GÜVEN HAREKETİ Panel Dinleyicilerini; Türkiye’yi, dünyayı ve Türk Milletini iyi tanıyan, deneyimlerini ve bilgi birikimlerini ülkemizin millî menfaatleri doğrultusunda her plâtformda cesaretle dile getirmekten çekinmeyen saygın kişiler arasından seçmektedir..

Çok sayıda bilim adamı ve gazetecilerin ilgi odağı  olan paneller devam edecek.
----------------------------------------------------

sabah GAZETE :   SABAH GAZETESİ( VİTRİN )

TARİH     :   31 MART 2006

YAZAR    :  YAVUZ DONAT

 

Yavuz Donat @ SABAH Bazı garip "harekât"lar

 

Geçen hafta Mersin'deydik. Orada "Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği" vardı.
Denizli'ye gidince de "Güven Harekâtı" nı öğrendik.
Denizli'ye bazı "büyük adamlar" gelmişler.
Emekli paşalar.
Emekli üst bürokratlar.
Eski siyasetçiler.
Demişler ki "biz Güven Harekatı" başlattık.
İl, il dolaşıp "bu yıl seçim olacak" diyor, halkın nabzını tutuyor, "yeni bir oluşumdan" bahsediyorlarmış.
Denizli'de çok kişi bize sordu:
- Nedir bu Güven Harekâtı.
"Bilmiyoruz" dedik.
Mersin'deki Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği' ni bilmediğimiz gibi.
Galiba bu gidişle, Türkiye'nin her yerinde "böyle harekâtlar" göreceğiz.

 

GAZETE :   ZAMAN GAZETESİ ( Haber )

TARİH     :   25 MART 2006

YAZAR    :  Erkan Acar- Emre Soncan

 

Orgeneral Doğan’dan 28 Şubat itirafı: Birçok yanlış yapıldı, insanlar çile çekti..

 

Emekli Orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat süreciyle ilgili itiraflarda bulundu. Doğan, Türk siyaset tarihine ‘post modern darbe' olarak geçen süreçte birçok yanlış yapıldığını, birçok insanın da ‘çile' çektiğini söyledi. Refah-Yol hükümetinin iktidardan uzaklaştırılması sürecindeki psikolojik harekâtı yürüten ve dönemin iktidarına karşı yürütülen çalışmalarla oluşturulan Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) kurucusu olan Doğan, Güven Hareketi tarafından düzenlenen ‘Siyaset 2006' başlıklı panelde konuştu. 28 Şubat sürecinde yaptıkları çalışmaların hepsinin doğru olmadığını belirten Doğan Paşa, şöyle devam etti:

 “O devrin gazetelerini açıp okuyun. O günkü basından halka yansıyanlara bakın. Yapılanlar içinde her şey doğru mudur? Hayır. Hiçbir zaman her şeyin doğru olduğunu iddia edemeyiz. Yanlışlar epey olmuştur. Birçok insan çile çekmiştir, zarar etmiştir.” Doğan, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin Sauna Çetesi'nin elemanlarında bulunmasının hatırlatılması üzerine ise, “Alt rütbede bir iki insanın ekonomik sıkıntı, avanta için bulaşmış olabileceği bir olay.” yorumunu yaptı. Doğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü de eleştirdi. AB sürecinde anadilde yayının serbest bırakılması hakkında da konuşan Doğan, asayiş komutanı olarak görev yaptığı dönemde, kendisine gelen Güneydoğulu bir vatandaşın anlattıklarını aktardı;

            “Vatandaş, ‘Komutan, sana bir itirafta bulunacağım. Kürtçe kaset dinlemek yasakken Kuzey Irak ve İran'dan getirip dinlerdik. Bulmasınlar diye saklardık. Serbest bırakılınca dinleyen kalmadı.' dedi.” Medya ve yargı mensuplarına verdiği brifinglerle tanınan Doğan, emekli olurken söylediği sözlerle gündeme gelmişti. Doğan'ın, “Galiçya'da Mehmetçiğin kanını neden döktüğümüzü hâlâ sorguluyoruz.” demesi tartışmalara yol açmıştı. Selimiye Kışlası'nda 2003’te, 1. Ordu Komutanlığı görevinin devir teslim görevi sırasında Doğan, bazı yayın organlarını da ‘mütareke basını' olmakla suçlamış, Ertuğrul Özkök'ü de isim vermeden eleştirmişti.

 

* * * * * * * * * * * * * * * * * * *

GAZETE: TERCÜMAN GAZETESİ

TARİH    :20 MART 2006 PAZARTESİ

YAZAR   :Aydın Menderes

 

İKİ ÖRNEK ORGENERAL

BUGÜNKÜ yazımızda birisi emekli olmak üzere iki orgeneralimizden bahsedeceğim. Birisi KK eski komutanı E. Org. General Aytaç Yalman, diğeri ise Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'tür.

            1 Mart Tezkeresi ve E. Org. General Aytaç Yalman 6 Mart tarihli Tercüman gazetesindeki köşesinde Erdal Güven, 'Aytaç Yalman Paşa'yla Bir Akşam Yemeği' başlığı altında 1 Mart 2003'te Kara Kuvvetleri Komutanı olan E. Org. General Aytaç Yalman'ın tezkere ile ilgili görüşlerini bize aksettiriyordu. Güven Grubu'nun tertip ettiği toplantıda konuşan Aytaç Yalman, 1 Mart Tezkeresi'ni değerlendirirken "Amerika, Irak'a geçireceğinden çok daha fazla askeri Türkiye'ye yerleştirmek istiyordu. Bunları muhtemelen Suriye ve İran'a yapacağı müdahalelerde de kullanacak ve bunlardan sonra da daha çok uzun bir zaman Anadolu topraklarında kalacaktı." Kendisine ne kadar müteşekkir olunursa azdır.

Fevkalade hayati önemde olan bu gerçeğin o dönemin KK Komutanı tarafından ifade edilmiş olması, çok büyük bir önem taşımaktadır. Amerika'nın söz konusu tezkere münasebetiyle Türkiye'den istekleri iki yönlü idi. Her ikisi de Türkiye açısından kabul edilemeyecek bir nitelik arz ediyorlardı. Birincisi, Amerikan askerlerinin Türkiye'ye yerleşmesine ve birçok liman ve hava alanımızın Amerikan üssü haline gelmesine müsaade edemezdik. Sayın Yalman açıkça ortaya koyuyor: Amerika'nın getireceği asker, Irak'a geçireceğinden daha fazla idi. Ayrıca Türkiye'den ne zaman ayrılacakları da belli değildi. Akla şu soru geliyordu: Asıl hedef Türkiye de, Irak'a müdahale işin bahanesi mi idi?

Kabulü imkânsız kılan ikinci husus ise şu idi: Türkler tarihlerinin hiçbir döneminde başka bir dinin mensupları ile beraber olup Müslümanlarla savaşmamışlardır. Sebebi ne olursa olsun, Amerika'nın askerlerine Türkiye üzerinden Irak'a geçmelerine izin vermemiz bizim için ebedi bir kara leke olurdu. Irak'ın bölünüp bölünmemesi apayrı bir konudur. Eğer istemiyorsa Türkiye her zaman bu bölünmeye engel olabilecek güce ve imkâna sahiptir. Buna mani olayım diye Anadolu'yu Amerika'nın bir üssü haline getirip ve bir de üstelik onunla beraber olup Müslümanlara saldırmak aklın alamayacağı bir aymazlıktır. Bu düşüncelerimi o günlerde de ifade etmiştim. TBMM 1 Mart'ta tezkereyi kabul etmeyerek en şanlı ve tarihi görevlerinden birisini yapmıştır. Bu aynı zamanda demokrasinin de bir zaferidir. O günkü AKP yönetimi ve hükümet, AKP grubunu tezkerede oy vermede serbest bırakarak bu sonuca katkıda bulunmuştur. Bundan dolayı onları da kutlamak gerekmektedir. Sayın Yalman bu gerçekleri açıklayarak tam zamanında büyük bir görev yapmıştır. Türkiye'nin önceliklerinin sırasını bir kere daha ortaya koymuştur. Hiçbir sebep ve şartla Türkiye hiçbir yabancı gücün üssü haline gelemez ve onun bu bölgedeki emellerine hizmet edemez.

Devlet Adamı bir Genelkurmay Başkanı

KK Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt olayı ile ilgili olarak basının sorularına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün cevabı tek kelime ile muhteşemdi. "Pat küt masaya mı vurmak lâzım?" diyen Org. Hilmi Özkök arkasından hemen ilave ediyordu "Türkiye Cumhuriyeti birinci sınıf bir devlettir." Cevaplarının en can alıcı yeri de burası idi. Gerçi "Türkiye bir büyük devlet gibi davranmalıdır." sözleri hep söylenegelirdi. Tansu Çiller bile bir zamanlar bu tür cümleler kurar olmuştu. Ancak büyük bir çoğunluğu ruhsuz ve içeriksizdi. Söyleyenlerin bile kendilerinin buna inanıp inanmadıkları belli değildi. Ama bu sefer bu sözler sayın Özkök'ün ağzında gerçek manasını ve muhtevasını kazanıyordu. Türkiye birinci sınıf bir devlettir. Birinci sınıf devletlerde, devletin kurumları arasında görüş farklılıkları olabilir.

 Bu doğaldır. Ama hiçbir zaman kamuoyunun önünde münakaşa etmezler. İyi niyet ve aklı selimin öncülüğünde bu ihtilâfları kendi aralarında konuşur ve çözerler. Sayın Özkök bu ifadeyi kullanırken bir taraftan milletimizin hararetle özlediği, devletin de ve devlet adamının da en güzel bir örneğini ortaya koymuş oluyordu.

Türkiye birinci sınıf bir devlettir. Burada meşruiyet ve mesuliyet esastır. Devletin hiyerarşisi Anayasa'da, yasalarda ve 1000 yıllık devlet geleneğinde belirlenmiştir. Haklılık hiçbir kimseye ve kuruma bu hiyerarşiyi aşmak yetkisini vermez. Esasen hukuk devletinde haklılık, Anayasal düzen içerisinde varılan son mutabakattır. Devletin kurumlarını temsil edenler mesuliyetlerine müdrik olup uluorta konuşmazlar. Esasen Sayın Özkök sadece bu cevaplarıyla değil, başından beri ortaya koyduğu bütün düşünce ve davranışlarıyla, mutlaka örnek alınması gereken bir Genelkurmay Başkanı ve Devlet Adamı profili çizmiştir.

 

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

 

GAZETE :   ÖNCE VATAN GAZETESİ ( Sohbet )

TARİH     :   4-15 MART 2006

YAZAR    :  M.Kemal ŞALLI

 

CİNDORUK'TAN UYARILAR...

 

BUGÜN TÜRKİYE'NİN İÇİNDE BULUNDUĞU SIKINTI, GEÇMİŞ ELLİ YILDA YAŞADIĞIMIZ TÜM SIKINTILARDAN DAHA GÜÇLÜDÜR.
              
Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri doğrultusunda bir duruş sergileyen aydınlar, bölgemizdeki gelişmeleri ülkemizin geleceği açısından değerlendirmeye, önlemler konusunda öneriler üretmeye çalışıyorlar.

GÜVEN HAREKETİ, bu konuda özveriyle çalışan sivil toplum örgütlerimizin en saygınlarından biri. İstanbul'da Sepetçiler Kasrı'nda ve Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde düzenlediği toplantılarla, kamuoyunu aydınlatmaya ve ülke sorunlarına sahip çıkmalarını sağlamaya çalışıyor.

Ülke sorunları, kamuoyu tarafından benimsenip sahiplenilmedikçe, çözüm bulmaları zorlaşır. GÜVEN HAREKETİ, kadrosundaki  ''Çılgın Türkler''le, İstanbul'da ve Anadolu'da düzenlediği paneller aracılığı ile bu zoru başarmaya çalışıyor.

Güven Hareketi'nin 9 Mart'ta Sepetçiler Kasrı'nda düzenlediği panelin konuşmacıları iki duayen politikacıydı; Hüsamettin CİNDORUK ve Murat Sökmenoğlu. İki deneyimli politikacı, ülkemizin sorunları konusundaki kaygılarını dile getirdiler. İlginç çözüm önerileri sundular.
Önce Hüsamettin Cindoruk'u dinleyelim; çok çarpıcı saptamaları ve önerileri sizi de heyecanlandıracaktır:

''Bu toplantılar, demokrasimizin gelişmesi, kökleşmesi ve dal budak salması açısından çok önem taşıyor. Keşke bu çeşit platformlar çoğalsa, yerleşse, kökleşse ve kurumsallaşsa.

''...Çok küçük yaşımda, 1952'de başlayan 41 yıllık siyasi hayatımda size anlatacak çok önemli şeyler var; zengin anılar var,misyonlar var, vizyonlar var,güdümler var...

Bütün bunların yanı sıra, bugün burada, çok önem verdiğim bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum; Türkiye'nin bugünkü problemlerinin çözümünde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde tehlikeleri, ümitleri, kurtuluş reçetelerini ve hatta bir takım siyasi hareketleri birleştirerek elde edilebilecek güç nedir?

Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu sıkıntı, geçmiş 50 yılda yaşadığımız tüm sıkıntılardan daha güçlüdür.

Darbeler dönemini, ceza evlerinde yaşadığımız günleri, sürgünleri de hatırlıyorum. Şahsımıza karşı girişilmiş olan bu hareketleri önemsiyorum. Onların aşılmasında rol alanları da sevgiyle, saygıyla anıyorum.

Ama dönüp diyorum ki, bu gün Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, en eski tabiriyle, ağır ve şeri durumlardan daha ağırdır.
Türkiye, büyük bir sıkıntıyla karşı karşıyadır. Misakı Milli sınırlarımız, biliyorsunuz, 1920'de,Osmanlı Mebusan Meclisi'nin son celsesinde tespit edilmiş ve karara bağlanmıştır. Ve o Meclis basılmış, yakalanan mebuslar Malta'ya sürülmüş, yakalanmayanlar da Anadolu'ya geçmişlerdir.

Anadolu'da kurulan Milli Meclis de, Osmanlı Meclisi'nin bu kararlarını aynen 1921'de kabul etmiş,hatta bu kararlar 1921 Anayasası'nın temelini oluşturmuştur.Demek ki, 86 yıldır Türkiye'nin sınırları Milli Misak'ın belgesinde yazılı sınırlar içinde kalmıştır.
................. TARTIŞILAMAYACAK TEK KONU ..............................

Ekonomiden siyasete kadar Cumhuriyet'in birçok konusu tartışılabilir. Ama bir tek konu tartışılamaz; o da, Cumhuriyet'in 85 yıldır Milli Misak sınırlarını korumuş olduğu gerçeğidir. Bu bir başarıdır.

Dış siyasetimiz de, aşağı yukarı, bu 87 yılın büyük bir bölümünde başarılı geçmiştir. Türkiye savaşlara katılmamıştır Türkiye bu süreç içinde faşizm gibi, komünizm gibi bir takım doktrinlere bağlı idarelere de yenilmemiştir. Totaliter idareler yaşamıştır, tek parti dönemleri yaşamıştır, ama doktrine dayalı ve dünyayı tahrip eden ve dünyaya yön değiştirten o çok ekolu ve çok sesli rejimlerin içine girmemiştir.

O zaman tespitimizi şöyle koyuyoruz; Türkiye'de demokrasi belki de gerçek demokrasi değildir, daha gelişme sürecindedir. Zaman zaman ezikliklere uğramıştır, ara verilmiştir, ama Cumhuriyet rejimi sürekli olarak yaşamıştır. Bir başka deyişle, Cumhuriyet'imiz ülke sınırları içinde ilke olarak yerleşmiştir, ama demokrasimiz henüz beklediğimiz seviyeye gelmemiştir.

Peki Cumhuriyet ne yaptı, ne elde etti? Millileşti.

Cumhuriyet, çeşitli söylenti ve itirazlara rağmen,Anadolu ve Trakya'da milli bir devlet ortaya çıkardı.

Cumhuriyet, bu süreç içinde,milli varlıklarımızı arttırdı, geliştirdi.

Şunu hep söylüyorum; Cumhuriyetimizi hep tenkit ediyoruz,hırpalıyoruz. Tenkitlerin doğru tarafları var. Fakat, yarın tarihçiler bu 85 yıllık geçmişi değerlendirirlerken, ''Türkiye Cumhuriyeti'nin ilerleme ve yükselme devri''diyeceklerdir. Milli gelirden tutun da demin söylediğim unsurlara kadar bu kararı vereceklerdir.

Bu Cumhuriyet'i 2006 yılına kadar getirdik. Tenkitlerimizi yaparken daha insaflı olmalıyız.

Cumhuriyet'e herkes, her siyasi parti, her parlamento bir şey kattı; Türkiye böyle bir noktaya geldi.

Bir devlet siyasi istikrarını ya da devlet tarifini korumada belli bir süre başarılı olabilir. Ama demek değildir ki, bu süreç, çok uzak geçmişlerden geleceğe taşınabilir; önemli bir teminat değildir.


.......................... DEVLET OLMAK ZORDUR .................................

Ülkesini, milletini, anayasasını bir arada tutabilen bir devlet olmak zordur. Bunu yaşatmak, sürdürmek, dünyanın çeşitli şartları içinde devam ettirebilmek, fevkalade müşkül ve maharet isteyen bir iştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü koruması konusundaki tartışmalar bir vehmi mi, bir kuşkuyu mu tespit ediyor, yoksa bir gerçek tehlikeyi mi ifade ediyor?''

Sayın CİNDORUK, Güven Hareketi'nin panelinde yaptığı konuşmasında, durum tespiti yaparken, endişelerini dile getirirken, zaman zaman böyle can alıcı sorular sordu ve görüşleri doğrultusunda yanıtladı.

Büyük Ortadoğu Projesi 'nin uygulamaya konduğu, cadı kazanlarının kaynatıldığı şu günlerde, deneyimli bir politikacı olarak, Sayın Cindoruk'un uyarıları hiç de kulak arkası edilecek şeyler değil.

Cindoruk'un söylediklerini bir tek yazıda özetlemek mümkün değil; yarın devam edeceğiz.

 

"TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ KONUSUNDAKİ TARTIŞMALAR BİR VEHMİ Mİ, BİR KUŞKUYU MU YOKSA BİR TEHLİKEYİ Mİ İFADE EDİYOR? BEN İKİNCİSİNİ TERCİH EDİYORUM"

Şemdinli merkezli gelişmelerin gerçek nedenlerini ve hedeflerini doğru değerlendiremediğimizde, ilerde başımıza gelecek felaketlerden şikayet etmeye hakkımız olmayacaktır.

İnsanlarımız, "Fareli Köyün Kavalcısı" rolündeki medyamız aracılığı ile, renkli magazin haberleriyle, pembe pembe dizilerle, sunucuları sahnede sağlık sorunları yaşayan dans yarışmalarıyla televizyon ekranlarına, gazete sayfalarına yapıştırıldıklarından, gerçekleri görememektedirler.

Siyasi ve ekonomik tablonun, gösterilmek istenildiği gibi, içacıcı olduğu söylenebilir mi?

Ülkemiz, adım adım Ortadoğu bataklığına çekilmek isteniyor.Türkiye, akıl almaz tuzaklarla, yalnızlığa itilmektedir. Van savcısının iddianamesi çerçevesinde gelişen olayların siyasi bir nitelik kazanmayacağı söylenebilir mi?

"Şemdinli Dosyası'nın yerel bir hukuk olayı çerçevesinde kalacağını kim söyleyebilir?

Bu hukuki başlangıcın, Türk ordusunun PKK terörü ile yaptığı mücadelesinin insan hakları bağlamında sorgulanmasına, PKK'nın siyasal bir nitelik kazanmasına, hepsinden önemlisi, bugüne kadar "Kürt sorunu" olarak dillendirilen konunun giderek "Kürdistan sorunu"na dönüşmesine neden olacağını görebilmek için falcı olmaya gerek var mı?

PKK ağzıyla konuşan ve Türk Ordusu'nu suçlayan 52 belediye başkanının korosuna, pek yakında, yabancı sopranoların da katılacağı bilinmiyor mu?

Türk Ordusu, bu milletin insanlarını birbirlerine düşürmek isteyenlerin oyunlarını boşa çıkarabilmek için üzerine düşeni yapmıştır ve yapacaktır. Peki, politikacılar, "soruna çözüm bulma" konusunda sıranın kendilerine geldiğinin farkında değiller mi?
PKK mücadelesini giderek siyasi platforma kaydırırken içerden ve dışardan destek bulmaktadır.

1'inci Körfez Savaşı sonrasında, 36'ıncı paralel boyunca pasta dilimi gibi bölünen Irak'ın kuzeyinde oluşturulan bağımsız Kürt devleti, Ortadoğu'nun tam göbeğinde fitili ateşlenmiş bir dinamittir.

Irak'ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt devleti ilan edilerek bölgenin bir kaosa sürüklenmesi arzulanmaktadır.

Olayların gelişmesini pek hayra yormayan aydınlar, politikacılar, düzenledikleri toplantılarla, insanlarımızı uyanmaya çağırıyorlar.

CİNDORUK "TEHLİKE" DİYOR

Güven Hareketi'nin 9 Mart'taki toplantısında konuşan deneyimli politikacı Hüsamettin Cindoruk, önemli uyarılarda bulunuyordu. Dinleyelim: "Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğü konusundaki tartışmalar bir vehmi mi, bir kuşkuyu mu, yoksa bir tehlikeyi mi ifade ediyor?

Ben ikinciyi tercih ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nin bu eski konusu tarsil edilmiş, güçlendirilmiş hali devam edebilir. Türkiye'nin önündeki tehlikedir."

"... Şimdi ekonomik başarılarla öğünüyoruz; IMF reçeteleri, Dünya Bankası vs.

Türkiye'nin elde ettiği bir takım iyi rakamlar var, istatistikler de iyi gözüküyor. Fakat bunlar ülkenin tümünü kaplıyor mu? Ve ülkenin temelinde var olan, devletimizin mayasında yer alan bütün unsurlar, umdeler Türkiye'nin her bölgesinde geçerli mi?
Bu bir özeleştiridir, bir tespittir.

Ama şunu da söylüyorum; değildir."Deneyimli politikacı Cindoruk, konuşmasının bu bölümünde, politikacıların artık köklü çözümler üretmesi gereğini vurguluyor:
"Şimdi Türkiye, iki şeyi birden yapmak zorunda. Türkiye bugünkü gücünü arttırmak ve daha güçlü bir devlet olmak zorundadır. (Burayı dikkatle okuyalım) Türkiye bu gücüyle, bu yapısıyla ülkenin birliğini ve bütünlüğünü korumakta sıkıntıya düştü. Şimdi çok yaygın bir biçimde ortaya çıkan Şemdinli, Hakkari, Van'daki olaylar, siyaset adamları için, hepimiz için İstanbul gözüyle, Ankara gözüyle bakılabilecek olaylar değildir. Bu olaylar münferit olaylar değildir.

Bu olayların dibini çok iyi görürsek, çarelerini üretmekte belki başarıya ulaşabiliriz.

Hadisenin temelinde şu var: bölgeye eskiden egemen olan milli devletler vardı. Şimdi o milli devletler yerine üstün bir güç, ABD gelmiş. (...) O kadar ki Büyük Ortadoğu Projesi uygulayabilecek güçtedir. Orada devlet yıkmıştır, devlet ihdas etmiştir. Ve Türkiye o devlete komşudur.

 

KÜRT SORUNU DEĞİL KÜRDİSTAN SORUNU

Şimdi bugünlerde hükümet şunu söylüyor, "Kürt sorununu kabul ediyoruz" diyor, "Kürt sorununu çözmeye çalışıyoruz". Bence çok eksik ve çok yanlış bir tabir. Şimdi, ABD'nin Ortadoğu Projesi dikkate alınırsa, bugünkü gerçekler dikkate alınırsa, sorun "Kürt sorunu değil, Kürdistan sorunudur."
Doğru yolu bulabilmek için, gelişmeleri bu bakış açısıyla değerlendirmemiz gerekmez mi?

 

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

GAZETE :   TÜRKİYE’DE TUFAN GAZETESİ, (Gündem)

TARİH     :   10 MART 2006

YAZAR    :  Aslan BAYKARA (a.baykara@bolgedetufan.com)

 

GÜVEN HAREKETİ PANELİNDEN DEFTERE DÜŞENLER

 

Türkiye bugün siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda hızla yayılan topyekun bir kriz sarmalına hapsediliyor. Toplumsal yapımızı derinden etkileyen ve çok ağır maddi ve manevi yaralar açan bunalım giderek derinleşmektedir.

2000 yıLından bu yana Türkiye'de temiz siyaset panellerini Samim UYGUN yönetiminde Sürdüren Güven Hareketi bu gün Hüsamettin Cindoruk Ve Murat Sökmenoğlu'nu konuk etti.

 

İşte Defterime düşen Notlar!...

Hergün yeni bir şokla sarsılan Türkiye, süratle bir kargaşa ortamına sürüklenmektedir.

Bu noktaya gelinmesinin birinci derecede sorumlusu, Türkiye’nin başına her gün yeni bir dert açan, her gün yeni bir sorun ve kriz üreten AB hastalığı ve Milletimizden saklanan gerçeklerdir..Bağımsızlığımıza ambargo koyan Soros rüzgarı ne yönden eseceği kestirilemiyor. Siyasi, ahlaki ve vicdani hiçbir ölçü ve sınır tanımayan kadrolar, Türkiye Cumhuriyeti devletinin güvenliğini, milli birliğini ve bekasını çok ciddi ve ağır tehlikelerle karşı karşıya bırakmıştır.

Yarattığı tahribat milli bir afet boyutlarına ulaşmış Türkiye’nin geleceğini tehdit eden en büyük risk faktörü haline gelmiştir. Şemdinli olaylarıyla ilgili son gelişmeler, Türkiye’yi sürüklediği karanlığın ve çürüme süresinin ulaştığı vahim boyutları bir kere daha gözler önüne sermiştir.

Bu süreci tetikleyen tahrikler için PKK terör örgütünün kanlı tarihinde sahneye çıktığı yer olan Şemdinli’nin seçilmesi bir tesadüf olmamıştır. Şemdinli’yi pilot bölge olarak seçen hainler, sistemli bir şekilde tırmandırdıkları silahlı eylemlerle ağır bir terör ortamı yaratmışlardır.

Teröre karşı meşru bir mücadele veren devletin güvenlik kuvvetlerini bir işgal gücü olarak gören hainler, alçakça tezgahladıkları kirli oyunun son perdesini patlayan bir bomba ile açmışlardır.

Bundan hemen sonra, bölge halkı sokağa dökülmüş ve bir direniş cephesi oluşturma provası yapılmıştır. Bu süreçte PKK’nın sivil maskeli militan kadroları, ülke sathında yoğun bir sokak terörü estirmiştir.

“Derin devlet” hezeyanlarıyla güvenlik kuvvetlerine karşı bu siyasi linç seferberliğini başlatan derin ihanet cephesinin içinde kimlerin yer aldığı ve sahte demokrasi ve insan hakları havariliği yaparak bu hain oyuna kimlerin alet ve ortak olduğu her yönüyle bilinmektedir.

Türk devletini ve kurumlarını sürekli karalamak için vesile arayan ve etnik bölücülüğün siyasi hamisi rolüne soyunan Avrupa Birliği komiserleri de bu koro içinde yerlerini almıştır.

En vahim tablo bu konuda oluşturulan meclis Komisyon’a bilgi almak, için çağrılan bölge Belediye Başkanları, olaylardan devleti sorumlu tutmuşlar ve alenen PKK propagandası yapmışlardır.

Belediye Başkanlarının Komisyon’da PKK’nın terör örgütü olmadığını savundukları ve İmralı canisini de içine alacak bir siyasi af talep ettikleri basına da yansımıştır.

 

Komisyon çalışmalarında yaşananlar ve Kara Kuvvetleri Komutanı etrafında yapılan çirkin komplolar, bugün karşımıza çıkan sonucun habercisi olmuştur.

Devleti tanımak, devlet adamlığı tecrübesiyle bezenmek uzun soluklu bir yarıştır. Son seçimlerde meclislin yüzde 80 yenilenmesi beraberinde yetkilerin nerede ne sanıl kullanılacağın konusunda bazı bilgisizliklere de konu olmaktadır. Meclis Araştırma Komisyonu bilgi alır bilgi vermemelidir. İç tüzükte bu gayet açıkça belirlenmiştir.

Bu süreç boyunca hazırlık soruşturmasının gizliliği ilkesi ayaklar altına alınmış ve soruşturmanın safahatı ve zanlıların ilk ifade tutanakları PKK yayın organlarında çarşaf çarşaf yayınlanmıştır.

Nihayet, Cumhuriyet Savcılığının iddianamesinin basına sızdırılmasıyla bu oyunun son halkası da tamamlanmış ve Türkiye’nin karşısına bugünkü vahim tablo çıkarılmıştır. Bu gün katıldığım GÜVEN HAREKETİ panelinde konuşmacı olan eski parlementer Sayın Hüsamettin CİNDORUK’un bir soruya verdiği şu cevap çok yaralayıcıdır.

“Güneydoğu’ya daha fazla ekonomik özerklik ve daha fazla demokrasi gitmemesi halinde Irak’ta ABD destekli kurulan kukla devletin çok yakında güçlenmesi halinde burada yaşayan vatandaşlarımızın cazibe merkezi olacağını , bir başka deyişle bu kurulacak Çete devletiyle iyi geçinmek zorunda kalacağımıza işaretiydi….”

Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulmasından en fazla Türkiye etkilenecektir. Böyle bir sonuç, Kuzey Irak’taki fiili Kürt devleti yapılanmasını bağımsız siyasi bir devlet olarak kalıcı hale getirecek ve Türkmen kardeşlerimizin tamamen yok olmasına yol açacaktır.

Daha dün bu yolla kurulan Ermenistan’ın bu günkü emelleri, Kıbrıs’ta yaşananlar ve Kuzey Irak’ta ki gelişmelere bakıldığında, Ver-Kurtul Politikalarının sonuçları ödenmeyecek faturaları getireceğinden bu konuda Sayın Cindoruk’un tahlillerine katılmadığımı belirtmeden geçemeyeceğim….

Bugün Kerkük’ü fiilen ele geçiren Kürt gruplar, Kerkük’ü sınırları içine alacaklar ve Türkmen varlığı Irak’tan silinecektir.

Irak’taki durumun Türkiye için arz ettiği güvenlik tehdidi, bununla da sınırlı kalmayacağı kesindir. Bu kapsamda, ilk önce, peşmerge grupları çok açık ve kesin bir dille uyarılmalı ve terörü himaye ederek Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve milli birliği üzerinde hain emeller beslemelerinin karşılıksız kalmayacağı açıkça ortaya konulmalıdır.

Türkiye Bölünmez bütünlüğü ilkesini net ve yalın bir dille ortaya koymalı, müttefiklerini yeniden gözden geçirmeli ve devlet politikasını siyasilerin inisiyatifine bırakmamalıdır…

Türk milleti düğmeye basmıştır. Ülkenin kaderi siyasi oyunların cirit atıldıpı meydan değildir. Şehit kanıyla alınan bu toprakları korumak ve kollamakla yükümlü güvenlik kurumlarına atılmaya çalışılan çamurun izleri yarın herkesi üzer….

Türkiye’nin geleceğinin en büyük teminatı, milli şuur ve milli ruhtur.Gazi M.Kemal’in iç ve dış siyasetini anlamaktır.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

GAZETE :   TERCÜMAN GAZETESİ, (Yurttan Sesler)

TARİH     :   08 MART 2006

YAZAR    :  Erdal GÜVEN

 

GÜVEN HAREKETİ PANELLERİ

 

BU Güven Hareketi haberlerini çok seviyorum. Güven Hareketi ile ilgili kime bir şeyler söylesem hemen bu hareketi benim başlattığımı zannediyorlar. Soyadımız Güven ya... Güven Hareketi deyince hemen benim zannediliyor. Gerçi Güven Hareketi gibi ciddi bir organizasyonun kurucusu olmak ancak onur verir insana. Hepsi birbirinden değerli olan grup üyeleri sadece Türkiye için düşünüp fikir yürütüyorlar.

Ülke sorunlarını şahsi sorunlarından daha önde tutan grup üyeleri Başkan Samim Uygun başkanlığında her perşembe Sepetçiler Kasrı’nda toplanıp beyin fırtınası yapıyorlar. Perşembe toplantılarında şekillenen sorunları çözüm önerileri için de paneller düzenleniyor.

 İşte bu seneki panellerin ilkinde Türkiye’nin duayen politikacıları; Meclis eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Murat Sökmenoğlu, Abdüllatif Şener ve Selçuk Maruflu, erken seçim ihtiyacı, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu, Cumhurbaşkanlığı seçimi, Güçlü İktidar Arayışları, Seçim İttifakları, Siyasi İstikrar Arayışları’nı tartışacaklar. Paneli her zaman olduğu gibi Güven Hareketi Başkanı Samim Uygun yönetecek.

 

·     * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

    25 MART 2006

                 İ-MEDYA.COM

 28.Şubat itirafı ..

 

 


Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) kurucusu olarak bilinen emekli orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat'a ilişkin bir dizi itirafta bulundu. Doğan, "Birçok yanlış yapıldı. İnsanlar çile çekti" dedi..

 

Orgeneral Doğan’dan 28 Şubat itirafı: Birçok yanlış yapıldı, insanlar çile çekti

Emekli Orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat süreciyle ilgili itiraflarda bulundu.

Doğan, Türk siyaset tarihine ‘post modern darbe' olarak geçen süreçte birçok yanlış yapıldığını, birçok insanın da ‘çile' çektiğini söyledi. Refah-Yol hükümetinin iktidardan uzaklaştırılması sürecindeki psikolojik harekâtı yürüten ve dönemin iktidarına karşı yürütülen çalışmalarla oluşturulan Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) kurucusu olan Doğan, Güven Hareketi tarafından düzenlenen ‘Siyaset
2006' başlıklı panelde konuştu. 28 Şubat sürecinde yaptıkları çalışmaların hepsinin doğru olmadığını belirten Doğan Paşa, şöyle devam etti:

“O devrin gazetelerini açıp okuyun. O günkü basından halka yansıyanlara bakın. Yapılanlar içinde her şey doğru mudur? Hayır. Hiçbir zaman her şeyin doğru olduğunu iddia edemeyiz. Yanlışlar epey olmuştur. Birçok insan çile çekmiştir, zarar etmiştir.”

Doğan, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin Sauna Çetesi'nin elemanlarında bulunmasının hatırlatılması üzerine ise, “Alt rütbede bir iki insanın ekonomik sıkıntı, avanta için bulaşmış olabileceği bir olay.” yorumunu yaptı.

Doğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü de eleştirdi. AB sürecinde anadilde yayının serbest bırakılması hakkında da konuşan Doğan, asayiş komutanı olarak görev yaptığı dönemde, kendisine gelen Güneydoğulu bir vatandaşın anlattıklarını aktardı:

“Vatandaş, ‘Komutan, sana bir itirafta bulunacağım. Kürtçe kaset dinlemek yasakken Kuzey Irak ve İran'dan getirip dinlerdik. Bulmasınlar diye saklardık. Serbest bırakılınca dinleyen kalmadı.' dedi.”

Medya ve yargı mensuplarına verdiği brifinglerle tanınan Doğan, emekli olurken söylediği sözlerle gündeme gelmişti. Doğan'ın, “Galiçya'da Mehmetçiğin kanını neden döktüğümüzü hâlâ sorguluyoruz.” demesi tartışmalara yol açmıştı. Selimiye Kışlası'nda 2003’te, 1. Ordu Komutanlığı görevinin devir teslim görevi sırasında Doğan, bazı yayın organlarını da ‘mütareke basını' olmakla suçlamış, Ertuğrul Özkök'ü de isim vermeden eleştirmişti.

25 Mart 2006 Cumartesi   

 

Aktuel Dergi

AKTÜEL DERGİ.COM

25 MART 2006-04-24

 

Emekli paşanın 28 Şubat pişmanlığı

Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) kurucusu olarak bilinen emekli orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat'a ilişkin bir dizi itirafta bulundu. Doğan, "Birçok yanlış yapıldı. İnsanlar çile çekti" dedi.

Orgeneral Doğan’dan 28 Şubat itirafı: Birçok yanlış yapıldı, insanlar çile çekti

Emekli Orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat süreciyle ilgili itiraflarda bulundu.

Doğan, Türk siyaset tarihine ‘post modern darbe' olarak geçen süreçte birçok yanlış yapıldığını, birçok insanın da ‘çile' çektiğini söyledi. Refah-Yol hükümetinin iktidardan uzaklaştırılması sürecindeki psikolojik harekâtı yürüten ve dönemin iktidarına karşı yürütülen çalışmalarla oluşturulan Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) kurucusu olan Doğan, Güven Hareketi tarafından düzenlenen ‘Siyaset
2006' başlıklı panelde konuştu. 28 Şubat sürecinde yaptıkları çalışmaların hepsinin doğru olmadığını belirten Doğan Paşa, şöyle devam etti:

“O devrin gazetelerini açıp okuyun. O günkü basından halka yansıyanlara bakın. Yapılanlar içinde her şey doğru mudur? Hayır. Hiçbir zaman her şeyin doğru olduğunu iddia edemeyiz. Yanlışlar epey olmuştur. Birçok insan çile çekmiştir, zarar etmiştir.”

Doğan, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin Sauna Çetesi'nin elemanlarında bulunmasının hatırlatılması üzerine ise, “Alt rütbede bir iki insanın ekonomik sıkıntı, avanta için bulaşmış olabileceği bir olay.” yorumunu yaptı.

Doğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü de eleştirdi. AB sürecinde anadilde yayının serbest bırakılması hakkında da konuşan Doğan, asayiş komutanı olarak görev yaptığı dönemde, kendisine gelen Güneydoğulu bir vatandaşın anlattıklarını aktardı:

“Vatandaş, ‘Komutan, sana bir itirafta bulunacağım. Kürtçe kaset dinlemek yasakken Kuzey Irak ve İran'dan getirip dinlerdik. Bulmasınlar diye saklardık. Serbest bırakılınca dinleyen kalmadı.' dedi.”

Medya ve yargı mensuplarına verdiği brifinglerle tanınan Doğan, emekli olurken söylediği sözlerle gündeme gelmişti. Doğan'ın, “Galiçya'da Mehmetçiğin kanını neden döktüğümüzü hâlâ sorguluyoruz.” demesi tartışmalara yol açmıştı. Selimiye Kışlası'nda 2003’te, 1. Ordu Komutanlığı görevinin devir teslim görevi sırasında Doğan, bazı yayın organlarını da ‘mütareke basını' olmakla suçlamış, Ertuğrul Özkök'ü de isim vermeden eleştirmişti.

Erkan Acar - Emre Soncan'ın haberi

BÖLGEDE TUFAN GAZETESİ

21 TEMMUZ 2005

'LOZAN ANTLASMASININ 82'ci YILINDA TÜRKIYE'

GÜVEN HAREKETI,Yaz Tatiline Çikmadi.Bilgilendirme çalismalarini araliksiz sürdürüyor.21 Temmuz 2005’te Sirkeci’deki Tarihi Sepetçiler Kasrinda 15:00-19:00 saatleri arasinda Tertipledigi “Lozan Antlasmasinin 82'ci yilinda Türkiye” Konulu Panel Ile su sorularin Cevaplarini arastiracak!

Güven Hareketi; "Lozan Antlasmasinin 82 yilinda TÜRKIYE" ,paneli ile  çok önemli bir gelismeyi Türkiye’nin gündemine tasiyor…
•Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulus belgesi olan Lozan Baris Antlasmas’inin Kabul edilisinin 82 nci yildönümü olan 24 Temmuz 2005’te bu antlasma ile elde ettigimiz kazanimlari muhafaza edebildik mi ?
• Lozan
1923’ Belgesinden elimizde neler kaldi ?
• Lozan’a sahip çikabilmek için milletçe ve devletle neler yapmamiz gerekiyor

GÜVEN HAREKETI Baskani Samim UYGUN düzenledikleri panelin gerekçelerini açikladi ve program ile ilgili su  bilgiler verdi:
"21 nci yüzyilda Küresellesme yolunda hizla ilerleyen dünyamiz 11 EYLÜL Saldirisini müteakip artik eskisi gibi huzurlu ve güvenli degildir. 1991’den itibaren tek kutuplu ve ABD eksenli hale gelen dünyada uluslararasi politikalari artik hukuk degil, ülkelerin gücü belirlemektedir. Nitekim ABD gücüne dayanarak dünyayi yeniden yapilandiracagini  ilan etmis, AFGANISTAN ve IRAK’in isgali ile bu husustaki kararliligini göstermistir. Sirada daha baska ülkelerin bulundugunu da vurgulamakta ve bu yolda çalismalarini kararlilikla sürdürmektedir.
BM. AB, NATO artik eski güçlerinde degildir. Çünkü ABD menfaatlerinden dolayi askeri ve siyasi gücü ile onlari bölmüstür. Avrupa Birligi; Uluslararasi Zürih ve Londra Antlasmasindaki hukuki gerekçeleri yok sayarak Güney Kibris’i tam üye olarak tanimistir. Ayni AB, Avrupa'nin göbeginde Bosna Hersek'te 250.000 Türk ve müslümanin hunharca katledilmesine gözlerini kapamistir.
Türkiye cografi konumu ve potansiyel gücü ile dünya güç dengesini belirleyen ülkelerin ve küresel güç odaklarinin asla  vazgeçemeyecekleri bir ülkedir. Dünya üzerindeki merkezi konumu ve sahip oldugu millî gücü Türkiye’nin pek çok alternatif hareket tarzlari seçmesine imkan vermesine ragmen, bugüne kadar ABD ve AB yanlisi politikalar izlemis ve güvenligini Nato semsiyesi altinda aramistir.

24 Temmuz 2005’de devletimizin kurulus belgesi olan Lozan Antlasmasinin 82 nci yilini idrak edecegiz. Lozan Antlasmasi'yla, devletimizin uluslararasi alanda siyasal, hukuki, ekonomik ve toplumsal iliskileri yeniden düzenlendi. Yeni Türk Devleti'nin varliginin, egemenliginin ve bagimsizliginin taninmasi saglandi." dedi.


Yeni Türk Devleti Lozan ile uluslararasi alanda hukuki ve siyasi yönden degerini kabul ettirtigini bu gün 82 .yilinda bunlari yoksayan sevri hortlatan zihniyetlerin belirdigine dikkat  çeken Güven Hareketi Baskani Samim UYGUN:"

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün,

"Lozan Antlasmasi, Türk milleti aleyhine asirlardan beri hazirlanmis ve Sevr Antlasmasi'yla tamamlandigi zannedilmis büyük bir suikastin yikilisini ifade eden bir vesikadir." sözleri, Lozan'in tarihimizdeki yerini ve önemini gözler önüne sermektedir.

Atatürk dönemini takiben uygulanan bagimli politikalar sonucunda ülkemiz bugün Lozan Baris Antlasmasi ile elde ettigi bagimsizligindan ve önemli kazanimlarindan ciddi tavizler vermek zorunda birakilmaktadir.
Lozan Baris Antlasmasi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin siyasi alandaki mücadelesinin ilk adimi olan Mudanya Mütarekesi’nden sonra Türk Milletinin en büyük siyasi basarisidir. Anlasma’nin önsözünde, devletlerin istiklal ve hâkimiyetine saygi gösterilmesi ilkesi yer almaktadir. Bu ilke, yeni Türkiye’nin I. Dünya Savasi’nin galipleri ile esit sartlar altinda Lozan’da siyasi bir mücadeleye giristigini gösteren bir hükümdür. Türk istiklal ve hâkimiyetinin taninmasi bakimindan da önem arz eder. Lozan Baris Antlasmasi, Ortadogu’nun en önemli bölgesinde sürekli bir baris saglayarak, güvenligi kurup devam ettirerek bölge ve dünya barisina da hizmet etmistir.

Yeni Türk Devleti Lozan ile uluslararasi alanda hukuki ve siyasi yönden degerini kabul ettirmistir. Uluslararasi toplumun itibarli, barisi seven, baris politikasi uygulayan, barisçi üyesi olmustur.
Bütün barisçi tutumuna ragmen, Türk milletine esareti layik gören ve topraklarini parçalamayi hedef alan Sevr Antlasmasini yeniden gündeme getirerek Lozan’i ortadan kaldirmaya çalisan küresel mimarlarin sinsi planlari dogrultusundaki çabalar yogunlasarak devam etmektedir. Lozan’daki her kazanimin temelinde muhtesem bir Kurtulus Mücadelesi için dökülen kanlarin ve emsalsiz bir azmin bulundugu gerçeginin unutuldugu görülmektedir.

Lozan Baris Antlasmasi hükümlerinden verecegimiz tavizlerin ülkemiz için karanlik günlerin habercisi olacagi degerlendirilmektedir.

Iste bu hakli gerekçelere dayanarak;
Türk Devlet yapisinin gücüne, Türk Milletinin milli degerlerine ve mensuplarinin bilgi birikimine güvenen, ülke meselelerini bu çerçevede izleyip en iyi hareket tarzini bilimsel metotlarla arastirarak mensuplarini ve Türk halkini bilgilendirme çalismalarini bes yili askin bir süredir sürdüren GÜVEN HAREKETI; bugün ülkemizin içinde bulundugu hassas durumu dikkate alarak organize ettigi “LOZAN  ANTLASMASININ 82 NCI YILINDA TÜRKIYE”  konulu PANEL Türkiye’nin yerini ve rolünü konunun uzmanlari ile Lozan Baris Antlasmasi isiginda tartismaya açmaktadir." dedi.

Uygun:"Bu Panelde olusacak görüsler bilahare kitap haline getirilerek halkimizin hizmetine sunulacaktir." dedi.

 (Bölgede Tufan)

 

 

 

 

 

'SANAL BİR DÜNYADA YAŞATILIYORUZ'  

EKSTRA HABER GAZETESİ

27 MART 2006  

 

 

Güven Hareketi tarafından düzenlenen Siyaset 2006 konulu panellerin ikincisi geçtiğimiz hafta Sepetçiler Kasrı'nda yapıldı.

 

 

İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süheyl Batum ve Prof. Dr. Ömer Alparslan'ın konuşmacı olarak katıldığı panelde AKP'nin tutumları, Türkiye'nin son dönemde yaşadığı olayların yansımaları ile ve erken seçim ihtimalleri üzerinde konuşuldu.

 

Hükümet üniversitelerle uğraşıyor

Panelde ilk olarak söz alan Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, üniversitelerde yaşanan olaylara değinerek 'AKP iktidarı ülkenin tek sorunu üniversitelermiş gibi davranıyor. Van Üniversitesi'ndeki olayları hepimiz biliyoruz. Bunun dışında üniversitelerin araştırma fonlarına el konuldu. Bu nedenle araştırma yapamıyor, gelişen teknoloji izlenemiyor. Asistan alımını durdurdular. Resmen okulların fidanlığını kurutuyorlar. AKP genç beyinlerin düşüncelerini başka yönlere kanalize edilebileceği çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Ama buna YÖK ve üniversite mensupları bir karşı duruş sergileyerek, onların bu oyunları bozmaya çalışıyor' dedi.

'Türkiye bir mozaik' lafına katılmadığını da belirten Alemdaroğlu, 'Mozaik olursa her bir parça ayrılıp, düşebilir. Bu nedenle ben bu lafa katılmıyorum. Türkiye olsa olsa bir renkleri birbirinden ayrılamaz ebrudur' dedi.

 

Siyasal oyun oynanıyor

Daha sonra söz alan Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Süheyl Batum ise Türkiye'de siyasal bir oyunun oynandığını iddia etti. Batum, 'Örneğin iktidar bir hamle öne geçmek için üniversiteleri korkutmaya çalışıyor. Bir rektörü göz altına alıyor. Aylarca iddianamenin hazırlanması bekleniyor. Şimdi de Kara Kuvvetleri komutanı ile ilgili aynı şey yapılmaya çalışılıyor. Birileri bu duruma karşı çıktığında ise 'ne yani, rektör yada komutan yargılanamaz mı?' deniliyor. Bunlar hep bu oyunun bir parçası' diye konuştu.

Sanal bir dünyadayız

Türkiye'nin sanal bir dünyada yaşadığını söyleyen Batum, 'İnsanları tamamiyle olmayan şeylere inandırıyorsunuz. Örneğin dokunulmazlıklar kalksın denildiğinde Adalet Bakanı 'ama yargı bağımsız değil' diye bir açıklama yapabiliyor. Kara Kuvvetleri Komutanı'nı ile ilgili iddiaları sorduğunuzda ise 'yargı bağımsızdır' diyor. Türk siyasetinin çok önemli 4 ortak noktası var. Tamamiyle dışa bağımlı, tek aktörlü, demokratik değil ve ahbap-çavuş ilişkisi üzerinde yürütülüyor. 80 öncesinde siyasi yapımız daha iyiydi. Ama 80'den sonra mahallenin bakkalı, hanımın kuaförü derken siyasetin kalitesi düşürüldü. Bunlar değiştirilmeden Türkiye bu sanal dünyadan çıkamaz' dedi.

Son olarak söz alan Prof. Dr. Ömer Aksu ise Türkiye'nin bir kaosun içinde olduğunu belirterek, 'Ama ben umutsuz değilim. Bir şuur bulanıklığı içinde bulunduğumuz doğru ama bu bulanıklık sadece yöneticilerde ve aydınlarda. Halk bu bulanıklığı yenecek güçtedir' diye konuştu.

 


Güven Hareketi nedir?

Türkiye’nin önündeki muhtemel gelişmeleri önceden görüp tedbir alınması için ilgilileri uyarma ve halkı bilgilendirme görevini Anadolu konferansları ve paneller vasıtasıyla altı yıldır sürdüren Güven Hareketi bu defa da 2006 yılında erken eeçimi kaçınılmaz olarak görmüş ve bilgilendirme çalışmalarına başlamıştır.   

Güven Hareketi 2005 yılında gerçekleştirdiği yedi hafta süreli “Türkiye'de temiz siyaset' panellerinden alınan dersler ışığında 2006 yılında da Türkiye’nin siyasi takvimine katkıda bulunmak maksadıyla, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanununda acilen yapılması gereken değişiklikler, erken seçim çalışmaları, cumhurbaşkanlığı seçimi, güçlü iktidar arayışları, seçim ittifakları, siyasi istikrar arayışları gibi konuları konunun uzmanları ile tartışmaya açmaktadır. Amacı halkı bilgilendirerek siyasi gündeme hız katmak ve uzmanların ortaya koyacağı yeni fikirlerle 2006 Siyaset gündemini yönlendirmektir.
Emek Karakaş / Kent YAŞAM

 

27 Mart 2006 Pazartesi

Ahmet COŞKUNAYDIN

Hızla seçime kayıyoruz!

Ülkede güçlü bir hükümet ve onunda Meclis'te büyük çoğunluğu olmasına karşın, HIZLA SEÇİME KAYDIĞIMIZI KABUL ETMEMİZ GEREKİYOR. Çünkü ülkemizde seçimler tam tamına 60 yıldan bu yana 4 yılda bir yapılmakta. Hükümetler ise güçlü oldukları dönemlerde bile erken seçimi tercih ederek, taze bir kan almayı ve güçlerine, erken seçim kanalıyla güç katmayı tercih etmektedirler.

Bu şartları göz önüne aldığımızda, her ne kadar bugünkü hükümet, sert bir ekilde karşı çıksa da, onun dahi bir BASKIN ERKEN SEÇİME gitmesi ihtimalini göz ardı etmemeliyiz.

Erken seçim artık sadece bazı sivil toplum kuruluşları ile muhalefetin dilinde olan bir kelime  olmaktan çıkmış durumda. Hükümete yakın gibi duran ZAMAN GAZETESİ'NİN bazı yazarları da artık bu kelimeyi  dile getirmektedirler.

Zamanından önce seçimleri her kesim kendine göre bazı hesapları nedeniyle istiyor. Muhalafet daha güçlenmek, Hükümet ise elindeki gücü bir dönem daha onaylatarak sürdürmek gibi.

Gelecek yılın myıs ayında gerçekleştirilecek cumhubaşkanlıgı  seçimi de, erken seçimi zorlayan unsurlardan biri. Çünkü, halk bir dönem yaşadıgı gibi, halkın yüze 70'inin oylarının yansıtılmadığı bir cumhurbaşkanlıgı seçimine sıcak bakmıyor.

Bu nedenle  şu içinde bulundugumuz günlerde, sivil toplum örgütlerinin, seslerine dikkatle kulak verilmeli. Bunlardan biri de 2000’li yılların başından beri kamuoyuna önemli katkılarda bulunmaya gayret eden GÜVEN HAREKETİ. Bu  sivil toplum kuruluşu, bugün Türkiye'nin bir  hükümet sorunu olmadığını ama MUHALEFET SORUNU olduğuna dikkat çekiyor.

Ayrıca olası bir erken seçim öncesi, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu'nda acilen yapılması gereken değişiklikler, güçlü iktidar, cumhurbaşkanlıgı seçimi,  güçlü iktidar arayışları, seçim ittifakları ve siyasi iktidar arayışları gibi konuları artık kamuoyu önünde açıkça tartışmaya açmış bulunuyor.

Ortalıkta seçim laflarının zamanından önce dolaşması, toplumda hiç bir kesimi mutlu eden bir olgu değildir. Fakat şartlar gerektirdiğinde de bu olgudan kaçmak mümkün değildir. Bugün artık her kesimden, ERKEN SEÇİM LAFI ORTAYA ATILIYORSA,  o zaman düşünmek gerekir ki, bu seçim zamanı gelmiş.

Öyle görünüyorki, önümüzdeki aylarda bu kelime çok daha sık  karşımıza çıkacak, kim bilir belkide SANDIĞIN ORTAYA ÇIKMASINA kadar da gündemden düşmeyecek.

Herkes erken seçimden farklı bir sonuç alana kadar...

ahmet_coskunaydin@yahoo.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖZGÜR KOCAELİ GAZETESİ

20 MART 2006 PAZARTESİ

 "Güven Hareketi” İzmit'e Geldi

  Ali Müfit Gürtuna, İlhan Kesici, Bedrettin Dalan gibi siyasette önemli isimlerin katılımıyla oluşan, eski Cumhurbaşkanı Demirel tarafından da desteklendiği söyleyen "Güven Hareketi” önceki gün İzmit'te ilk toplantısını yaptı.
KYÖD Sosyal Tesislerindeki toplantıya Güven Hareketi kurucusu ve sözcüsü, DYP'nin kurucularından Samim Uygun konuşmacı olarak katıldı. Toplantı organizasyonunda en önemli görevi üstlenen kişi, DTP'nin eski İl Başkanı İzmitli Dişhekimi Cenap Yener'di. Toplantıya katılan yaklaşık 50 kişi arasında eski milletvekili İsmail Kalkandelen, MHP'nin eski İl Başkanlarından Arslan Koyuncu gibi isimler de dikkati çekti.

BİR YIL İÇİNDE SEÇİM ŞART
Güven Hareketi'nın partileşme talebi toplantıda ifade edilmedi. Samim Uygun, Türkiye'nin iyi yönetilmediğini gördüklerini, siyaset üstü bir misyonla yola çıktıklarını vurguladı. Kendilerini partiler üstü konumda gördüklerini belirten Uygun şöyle konuştu:

"- Türkiye'de 2007 Mayıs ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce mutlaka bir genel seçim yapılması gerekiyor. Bize göre Türkiye'nin kırılma noktası, cumhurbaşkanlığı seçimleri olacaktır.”
Uygun İzmit toplantısının gerçekleşmesini sağlayan Cenap Yener'e teşekkür etti, bu toplantının Türkiye'deki 53 ncü toplantı olduğunu da söyledi. Daha sonra Samsun Milletvekili Ali Eser, Prof. Dr. Ömer Alparslan Aksu, Emekli Kurmay Albay Tamer Kumkale, Ekonomist Erhan Tarhan, kendi konularıyla ilgili görüşler açıkladılar.
Samsun eski Milletvekili Ali Eser, Türkiye'de bugün şimdiye kadar görülmemiş biçimde kötü bir kadrolaşma ve partizanca tutum olduğunu söyledi. Eser, "Bu bir siyasi hareket değil. Ama hiçbirimiz siyasetten de uzak değiliz. Gidişattan memnun olmayanların desteğini bekliyoruz” dedi.

mizan.de

 

MİZAN GAZETESİ

25 MART 2006

---------------------------------------------------------------------------------------------------

Orgeneral Doğan’dan 28 Şubat itirafı: Birçok yanlış yapıldı, insanlar çile çekti

 

 

 

  Haberler(2006-03-25 23:10:29)-Emekli Orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat süreciyle

   ilgili itiraflarda bulundu.

   Doğan, Türk siyaset tarihine ‘post modern darbe' olarak geçen süreçte

   birçok yanlış yapıldığını, birçok insanın da ‘çile' çektiğini söyledi. Refah-

   Yol hükümetinin iktidardan uzaklaştırılması sürecindeki psikolojik

   harekâtı yürüten ve dönemin iktidarına karşı yürütülen çalışmalarla

   oluşturulan Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) kurucusu olan Doğan, Güven

  Hareketi tarafından düzenlenen ‘Siyaset 2006' başlıklı panelde konuştu.

 

                28 Şubat sürecinde yaptıkları çalışmaların hepsinin doğru olmadığını belirten Doğan Paşa, şöyle devam etti: “O devrin gazetelerini açıp okuyun. O günkü basından halka yansıyanlara bakın. Yapılanlar içinde her şey doğru mudur? Hayır. Hiçbir zaman her şeyin doğru olduğunu iddia edemeyiz. Yanlışlar epey olmuştur. Birçok insan çile çekmiştir, zarar etmiştir.” Doğan, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin Sauna Çetesi'nin elemanlarında bulunmasının hatırlatılması üzerine ise, “Alt rütbede bir iki insanın ekonomik sıkıntı, avanta için bulaşmış olabileceği bir olay.” yorumunu yaptı.

Doğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü de eleştirdi. AB sürecinde anadilde yayının serbest bırakılması hakkında da konuşan Doğan, asayiş komutanı olarak görev yaptığı dönemde, kendisine gelen Güneydoğulu bir vatandaşın anlattıklarını aktardı: “Vatandaş, ‘Komutan, sana bir itirafta bulunacağım. Kürtçe kaset dinlemek yasakken Kuzey Irak ve İran'dan getirip dinlerdik. Bulmasınlar diye saklardık. Serbest bırakılınca dinleyen kalmadı.' dedi.” Medya ve yargı mensuplarına verdiği brifinglerle tanınan Doğan, emekli olurken söylediği sözlerle gündeme gelmişti.

Doğan'ın, “Galiçya'da Mehmetçiğin kanını neden döktüğümüzü hâlâ sorguluyoruz.” demesi tartışmalara yol açmıştı. Selimiye Kışlası'nda 2003’te, 1. Ordu Komutanlığı görevinin devir teslim görevi sırasında Doğan, bazı yayın organlarını da ‘mütareke basını' olmakla suçlamış, Ertuğrul Özkök'ü de isim vermeden eleştirmişti.
zaman

25.03.2006
Erkan Acar - Emre Soncan
İstanbul

 

 

  

ÖNCE VATAN GAZETESİ

DR.TAHİR TAMER KUMKALE

24 ARALIK 2005

     TEMİZ SİYASET KAVRAMINA UYGUN TEMİZ SİYASETÇİ
ALİ MÜFİT GÜRTUNA ve TURKUAZ HAREKETİ

Başlattığı Turkuaz Hareketi isimli siyasi oluşumla birlikte son günlerde sık sık kamuoyunun karşısına çıkan İstanbul’un bir dönem önceki başarılı Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna 22 Aralık 2005’te Sepetçiler Kasrında GÜVEN HAREKETİ’nin konuğu oldu.
        Gürtuna, önce  “Türkiyenin meseleleri ve çözüm yolları“ konusunda bir saati aşkın bir konuşma yaptı. Daha sonra iki saate yakın süren soru-cevap periyodunda siyasi yaşamımız ile ilgili düşüncelerini, gelecek için beklentilerini ile Turkuaz Hareketinin hedeflerini açıkladı.
        İstanbul Belediye Başkanı olarak yaptığı icraatlarıya  İstanbul halkının haklı desteği ve sevgisini kazanan Ali Müfit Gürtuna’yı bu toplantıda yakından tanıma fırsatı buldum.
        Bu sütun’un devamlı okuyucuları “Siyaset ve Siyasi Ahlak“ ile ilgili düşüncelere çok sık yer verdiğimi bilirler. Siyasetin geldiği düzeysizlik dolayısıyla ülkemizin içine düştüğü çıkmazlardan nasıl kurtulabileceğimiz konusunda fikirlerim son derece açık ve berraktır. Siyasetin iyi insanların işi olduğunu daima vurguladım. İyi düşünen beyinlere sahip iyi insanlarımızı siyasetten caydırmak için müthiş bir çaba harcandığını da biliyoruz.
        Gürtuna’yı ülkemizde siyasete gönül vermiş nadir bulunan iyi insanlardan biri olarak değerlendirdim. Sayın Gürtuna’nın “ Türkiye’nin Meseleleri ve Çözüm yolları“ ile ilgili görüşlerinin düşünce yapımla tamamen uyuştuğunu gördüm. Vizyon sahibi, uzağı görebilen, kendinden emin, kararlı ve en önemlisi kendine son derece güvenen bir siyasetçi olduğunu görerek ülkem adına sevinç duydum.
        Ali Müfit Gürtuna’nın yukarıda saydığım özellikleri her siyasetçide bulunmayan ama gerçek bir liderde bulunması gereken temel hasletler. Bunu biraz daha açalım.

-  Yarım akılla ve kulaktan dolma bilgilere lider olunmaz. Lider bilgi derinliği olan kişidir. Bu derin bilgi ile sadece bugünü değil, yarınları da görerek tedbir alır. Bu bilgi derinliği öncelikle ülkesinin milli kültür değerlerine sahip olması ve kendi tarihi ile ilgili gerçeklere vakıf olması ile mümkündür. Ben Gürtuna’da bu bilgi derinliğini gördüm.

- Liderin bir diğer önemli vasfı kendine güveni olmasıdır. Kendine güven; bilgi ve beceri yanında önemli bir karakter şekillenmesini yansıtır. Kendine güvenmeyenlerin ülke için önemli kararları alması asla mümkün değildir. Gürtuna’da bu özgüveni de gördüm. Ayrıca bu güven duygusunu çevresine yayma özelliğine de sahip olmasının kendi liderlik vasıflarını arttırdığına da inanıyorum.

- Belediye Başkanlığından da tanıdığımız Gürtuna’nın bir diğer karakteristik yanı son derece sakin olmasıdır. Bu vasıf lider için çok önemlidir. Çünkü sakinlik lider kişide, olayların vehameti karşısında herkesin darmadağın olduğu bir ortamda lazım olan bir karakterdir. Sakinlik bilginin ve kendine güvenin bir tezahürüdür. Sinirlenmeden, paniğe kapılmadan ve sesini yükseltmeden sağduyu ile hareket edebilme yeteneğinin kendisinde olduğunu da gördüm. Ve ben Türkiye’nin siyaset arenasında böyle insanlara şiddetle ihtiyacımız olduğunu değerlendiriyorum.

        Bilindiği gibi Siyaset;  "DEVLET İŞLERİNİ DÜZENLEME VE YÖNETME SANATIDIR"  Bunun anlamı şudur; siyaseti herkes yapamaz ve herkes istediği için siyasetçi olamaz. Siyaset yapabilmek için ancak bir sanatkâr seviyesine erişmek, yani yaptığı işi en üst düzeyde gerçekleştirmek zorunluluğu vardır. Bu düşünceden hareketle dünyadaki en zor ve en kompleks faaliyet olduğu bilinen devlet yönetimi işlerinin, sıradan ve niteliksiz kişiler vasıtası ile yerine getirilemeyeceği gerçeğine ulaşılır.
        Hele Türkiye gibi bir coğrafyada yer alan ve küresel mimarların sürekli çalışma alanı olan bir ülkeyi sıradan kişilerin yönetmesi asla mümkün değildir. Bilgisiz, kültürsüz, yeteneksiz, devlet ve millet geleneğini anlamamış, milli hasletlerimiz ve milli gücümüzü yeterince tanıma bilincine erişememiş bir takım insanların yenilenmesine ihtiyaç olan mevcut seçim kanunlarına dayanarak yüce meclisimize girmeleri ile bugünkü olumsuz "siyasi ahlak ve imaj" hep birlikte yaratılmıştır.
        İç ve dış politikamızı yürüten SİYASİ GÜÇ UNSURU; ülkemizin milli gücünü teşkil eden  Ekonomik, Askeri, Demografik, Coğrafi, Bilimsel ve Teknolojik, ve Psiko-Sosyal Güç unsurlarını kullanır, bunları seçilen milli hedefler doğrultunda yönetir ve yönlendirir. Bütün milli güç unsurlarının birbirleri ile uyum içinde çalışmalarını sağlar. Bu unsurların bir bütün halinde milli hedeflerimiz doğrultusunda geliştirilmesi için gerekli tedbirleri alır.
         Bu kadar ağır bir yükü üstlenecek olan siyasetçilerimizin bugün içine düştükleri durumun adını sokaktaki sade vatandaşımız koymuştur. Halkımız bugün SİYASET kelimesini; yolsuzluk, hırsızlık, soygunculuk, güvenilmez ve inanılmazlık kelimeleri ile eş anlamlı olarak algılanmakta ve kullanmaktadır. Ayrıca halkımız; yalan, yanlış, eksik ve doğruluğundan şüphe duyduğu konuşmaları da "SİYASET YAPMA" şeklinde ifade etmektedir. Bu duruma gelinmesinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra gelen her seviyedeki siyasetçinin katkısı vardır.
        Ali Müfit Gürtuna konuşmasının başında, “Bugün Türkiye’nin en önemli ve öncelikle çözümü gereken sorununun iyi yönetilememe“ olduğunu vurgularken çok haklı idi. Bu tespit doğrudur . Gerçekten bugün ülkemizin öncelikli sorunu iyi yönetilememektir.
        Bununla üç yıldır yönetimde bulunan Ak Partiyi suçlu olarak göstermek doğru olmaz. Çünkü bugünlere üç yılda gelinmemiştir. Bana göre bugünkü teslimiyetçi tutum ve  başarısızlığın temel sebebi; AKP kadrolarının siyasi tecrübesizliklerinden, devlet yönetimi için henüz hazır olmadıklarından ve Türkiyenin elit kadrolarından ilgi alanlarında istifade etmek yerine önemli görevlerde partilililerin istihdamını önleyememiş olmalarıdır.
        Toplantıda ’Turkuaz Hareketi’ adıyla başlattıkları siyasal hareket hakkında da bilgi veren Gürtuna, Türkiye'nin problemlerini çözme noktasında bilgiye dayalı siyaset üreteceklerini, sadece slogana, istismara ve aldatmaya dayalı siyaset anlayışının mantalitelerinde olmadığına değindi.
        Şimdi, İyi yönetimin iyi liderlere ihtiyaçı olduğu konusunu biraz açalım;
        1912 -1913 Balkan Harbi esnasında dünkü tebamız Bulgar orduları karşısında başındaki komutanların birbirine düşmesi ve orduya siyasetin hakim olması ile dağılan Türk Ordusu tam iki yıl sonra Çanakkale’de yedi düvelin ordularını dize getirdi. Ne oldu bu iki yıl içinde de Bulgarların önünden birbirini çiğneyerek kaçanlar iki yıl sonra biran önce ölmek için düşmanın üzerine atıldılar?
        Neydi bu destansı başarıyı hazırlayan sır?
        İşte bu sır sadece askerin liderinin değişmesidir. Allah Türklere acıdı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi bir lideri Çanakkaleye hakim kıldı ve dünyaya Türklerin vatanları için neler yapabileceğini gösterdi. Sanıyorum ki Gürtuna’nın meselelere bakış açısında başlangıç noktasını “ İyi yönetilememek“ olarak alması bu düşünceden dolayıdır.
        Sonuç olarak;
        Türk siyasetini yakından takip eden bir kişi olarak ben diyorum ki, Ali Müfit Gürtuna bugün gündemde olan siyasi liderler ve siyaset kadrolarında görev yapanlar içinde uygun bir lider adayıdır. Siyasi harekete koydukları isim Turkuaz da çok anlamlı ve birleştirici özelliği olan bir kavramdır.
        Ben, milletine hizmet sevdalısı olarak yönetime talip olan Ali Müfit Gürtuna’ya özveri ile çıktığı yolda başarılar diliyorum.
         İşinin çok zor ve yolunun da çok uzun olduğunu bildiğini görüyorum.
         Buna rağmen yakın bir gelecekte adını çok daha sık duyacağımıza ve çevresindeki bir avuç inançlı insanın çığ gibi
büyüyeceğine inanıyorum.
        Yolları açık olsun diyorum..
-----------------------------------------

 

 

SAKARYA MEDYA

01 NİSAN 2006-04-24

 

Güven Hareketi Adapazarı' nda

 

Güçlü bir Türkiye sloganıyla yola çıkan Güven Hareketi üyeleri, Adapazarı'nda bir konferans verdi. Adapazarı Tuna Tan Tesisleri'nde Güven Hareketi tarafından düzenlenen konferansa konuşmacı olarak Güven Hareketi Başkanı İşadamı. Samim Uygun, 3. Ordu eski Komutanı Emekli Orgeneral Oktar Ataman, DYP eski Samsun Milletvekili Ali Eser ve DPT Teşkilatı'nda görev yapan emekli bürokrat Serhan Altınordu katıldı. Konferansı DYP İl Başkanı Ali Dünya, Adapazarı Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Adnan Uyumaz, işadamları ve çok sayıda davetli izledi.

Güven Hareketi Başkanı Samim Uygun, milletini ve vatanını seven dost bir kurum olduklarını söyledi. Uygun, "İstanbul'da kurduğumuz bu hareketi tüm Anadolu'ya yaymak için çalışıyoruz. Bugüne kadar yaptığımız toplantılarda Kıbrıs ve Irak gerçeğini gözler önüne serdik. Güven hareketi bir siyasi parti hareketi değil siyasi güç merkezidir. Türkiye'de son günlerde bazı senaryolar oynanmaktadır. Türkiye acilen seçime gitmelidir. Türkiye'de yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri bir kırılma noktasıdır. Meclis Başkanı ve Başbakan iktidar partisi AK Parti'den olup Cumhurbaşkanı'nın da ayın partiden olması durumunda 1980'li yıllara geri dönülmesi kaçınılmazdır. Bugün 1 Nisan olduğunu biliyoruz. Bizim söylediklerimizin şakaya gelir bir tarafı yok" dedi

Konferansta 3. Ordu eski Komutanı Emekli Orgeneral Oktar Ataman dış siyaset konularında, DYP Samsun eski Milletvekili Ali Eser iç siyaset ve yaşanan gelişmeler konularında, DPT Teşkilatı'nda görev yapan emekli bürokrat Serhan Altınordu ise ekonomi konularında birer konuşma yaptı..

 

http://www.tumgazeteler.com/

TÜM GAZETELER

21 KASIM 2005

--------------------------------------------------------------------------

Güven Hareketi

TÜRKİYE`NİN şu an içinde bulunduğu durumda en çok düşünen beyinlere ihtiyaç var. Hep söylüyorum yeni dünya düzeninde Batılı güçler tarafından önümüze konulan senaryoları iyi okuyabilirsek bunlardan faydalanıp Türkiye için çok önemli kazançlar elde edebiliriz. Tabii bu senaryoların okunup doğru yorumlanabilmesi için de aydın beyinlerin işlerini güçlerini bırakıp, bu tip konulara yoğunlaşmaları gerekmektedir. İşte bir takım aydın, iki senedir her hafta perşembe akşamları tüm işlerini güçlerini bir yana bırakıp, Türkiye`yi, içinde bulunduğu durumu ve bu durumdan çıkış noktalarını tartışıyor. Sepetçiler Kasrı`nda toplanıp Türkiye`yi tartışan bu aydınların arasında kimler yok ki... Emekli generaller, diplomatlar, öğretim görevlileri, sivil toplum kuruluşları yetkilileri, siyaset adamları... Soğuk savaş sonrası şekillenen ardından da Afganistan ve Irak işgali sonrası kesin çizgileri beliren dünya haritasında Türkiye`nin yerini ve rolünü belirlemek amacıyla Güven Hareketi bir beyin fırtınası başlattı. Sepetçiler Toplantıları olarak da isimlendirilen ve Samim Uygun yönetiminde yapılan toplantılarda katılımcılar gündemi tartışıp yeni yol haritaları çizmeye çalışıyorlar. Perşembe toplantılarında kazanılan bilgiler ise aylık konferanslarla kamuoyuna aktarılıyor. Örneğin Güven Hareketi iki senedir düzenli olarak gerçekleştirdiği konferanslarda Türkiye`nin alternatif stratejilerini kamuoyuna aktarıyor.. Türkiye`nin böylesine ciddi çalışan fikir kulüplerine ihtiyacı var. Ancak bu tür beyin fırtınaları sonucu, geliştirilen stratejilerin uygulanmaya başlamasıyla Türkiye başarıya ulaşır. Samim Uygun ve arkadaşları Türkiye için çok önemli bir görevi yerine getiriyorlar, bence bu tip fikir kulüplerinin hızla çoğalması ve toplumun ülke için düşünmeye alışması lazım

 

Yaşam Gazetesi

YAŞAM GAZETESİ

'Sanal bir dünyada yaşatılıyoruz'
28.03.2006 19:31:24
EMEK KARAKAŞ


EMİNÖNÜ- Güven Hareketi tarafından düzenlenen Siyaset 2006 konulu panellerin ikincisi geçtiğimiz hafta Sepetçiler Kasrı'nda yapıldı. İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süheyl Batum ve Prof. Dr. Ömer Alparslan'ın konuşmacı olarak katıldığı panelde AKP'nin tutumları, Türkiye'nin son dönemde yaşadığı olayların yansımaları ile ve erken seçim ihtimalleri üzerinde konuşuldu.

Üniversitelerle uğraşıyorlar
         Panelde ilk olarak söz alan Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, üniversitelerde yaşanan olaylara değinerek "AKP iktidarı ülkenin tek sorunu üniversitelermiş gibi davranıyor. Van Üniversitesi'ndeki olayları hepimiz biliyoruz. Bunun dışında üniversitelerin araştırma fonlarına el konuldu. Bu nedenle araştırma yapamıyor, gelişen teknoloji izlenemiyor. Asistan alımını durdurdular. Resmen okulların fidanlığını kurutuyorlar. AKP genç beyinlerin düşüncelerini başka yönlere kanalize edilebileceği çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Ama buna YÖK ve üniversite mensupları bir karşı duruş sergileyerek, onların bu oyunları bozmaya çalışıyor" dedi.
          "Türkiye bir mozaik" lafına katılmadığını da belirten Alemdaroğlu, "Mozaik olursa her bir parça ayrılıp, düşebilir. Bu nedenle ben bu lafa katılmıyorum. Türkiye olsa olsa bir renkleri birbirinden ayrılamaz ebrudur" dedi.
           Daha sonra söz alan Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Süheyl Batum ise Türkiye'de siyasal bir oyunun oynandığını iddia etti. Batum, "Örneğin iktidar bir hamle öne geçmek için üniversiteleri korkutmaya çalışıyor. Bir rektörü göz altına alıyor. Aylarca iddianamenin hazırlanması bekleniyor. Şimdi de Kara Kuvvetleri komutanı ile ilgili aynı şey yapılmaya çalışılıyor. Birileri bu duruma karşı çıktığında ise "ne yani, rektör yada komutan yargılanamaz mı?" deniliyor. Bunlar hep bu oyunun bir parçası" dedi.


Siyasal oyun oynanıyor
           
Türkiye'nin sanal bir dünyada yaşadığını söyleyen Batum, "İnsanları tamamiyle olmayan şeylere inandırıyorsunuz. Örneğin dokunulmazlıklar kalksın denildiğinde Adalet Bakanı "ama yargı bağımsız değil" diye bir açıklama yapabiliyor. Kara Kuvvetleri Komutanı'nı ile ilgili iddiaları sorduğunuzda ise "yargı bağımsızdır" diyor. Türk siyasetinin çok önemli 4 ortak noktası var. Tamamiyle dışa bağımlı, tek aktörlü, demokratik değil ve ahbap-çavuş ilişkisi üzerinde yürütülüyor. 80 öncesinde siyasi yapımız daha iyiydi. Ama 80'den sonra mahallenin bakkalı, hanımın kuaförü derken siyasetin kalitesi düşürüldü. Bunlar değiştirilmeden Türkiye bu sanal dünyadan çıkamaz" dedi.
             Son olarak söz alan Prof. Dr. Ömer Aksu ise Türkiye'nin bir kaosun içinde olduğunu belirterek, "Ama ben umutsuz değilim. Bir şuur bulanıklığı içinde bulunduğumuz doğru ama bu bulanıklık sadece yöneticilerde ve aydınlarda. Halk bu bulanıklığı yenecek güçtedir" dedi. (Kent YAŞAM)YAŞAM GAZETESİ

 

 

 

YENİ ASYA GAZETESİ

02 MART 2003

Başer: Savaş İsrail için yapılıyor

“Irak gerçeği” konulu panelde konuşan Emekli Orgeneral Edip Başer, Amerika’nın esas hedefinin, tek süper güçlü, tek kutuplu dünya düzenini mümkün olduğunca uzun süre devam ettirmek olduğunu, bunun için de dünyadaki temel hammadde kaynaklarını elinde bulundurmak istediğini söyledi. Başer, bölgede İsrail için yeni bir düzenleme yapılması ve terör örgütleriyle bağlantısı olduğu varsayılan Saddam ve Irak halkı cezalandırılarak 11 Eylül olayının ezikliğinden kurtulunmak istenmesini de savaş gerekçeleri arasında saydı.

Güven Hareketi” tarafından düzenlenen “Irak Gerçeği” konulu panelde konuşan Emekli Orgeneral Edip Başer, Amerika’nın esas hedefinin, Saddam’ın zalim yönetiminden Irak halkını kurtarmak olmadığını söyleyerek, “Tek süper güçlü, tek kutuplu dünya düzeninin mümkün olduğunca uzun süre devam ettirilmesi hesabıdır gerçek mesele. Temelde varılmak istenen hedefin boyutlarına baktığımız zaman savaşın bunda sadece bir adım olduğu ve küçük bir detay sayılabileceğini söylememiz mümkün” dedi. ABD’nin en kısa sürede tamamlamayı hedeflediği harekatın gerekçelerinden birinin dünya liderliğini sürdürmek ve AB de dahil olmak üzere tüm kuruluşların kendisine bağımlılığını devam ettirebilmek için dünya temel hammadde kaynaklarını elinde bulundurmak istemesi olduğunu anlatan Başer, bölgede İsrail için yeni bir düzenleme yapılması ve terör örgütleriyle bağlantısı olduğu varsayılan Saddam’ın ve halkının cezalandırılarak 11 Eylül olayının ezikliğinden kurtulunmak istenmesini de savaş gerekçeleri arasında saydı.

Türkmenlerin feryatlarını duyun

Kerkük Vakfı Genel Sekreteri Prof. Dr. Suphi Saatçi de Irak’ta bulunan Türkmen halkının yıllarca Türkiye’de gözardı edildiğini belirterek, Türkmenlerin Irak’ta bin yıldan beri varolduğunu ve nüfusun % 10’unu oluşturan bu kesimin de insanca yaşama feryatlarının duyulması gerektiğini söyledi. Saatçi, “Elbette biz de savaş istemiyoruz. Ama bir de insanca yaşamak isteyen bir topluluk var. Bunlarınn da feryatlarına kulak vermelidir. 7-8 yaşındaki Türkmen çocukları katledilirken savaşa hayır diyenler neredeydi” dedi.

En iyi sonuç nasıl çıkar?

Güven Hareketi kurucularından Prof. Dr. Ömer Aksu, Türkiye’nin zoraki müttefik olarak da olsa savaşa sürüklendiğini vurgulayarak bundan kendine en iyi sonucu nasıl çıkartabileceğine bakması gerektiğini söylerken, Emekli Büyükelçi Sönmez Köksal Irak’ın özellikle 1991’den bu yana kedinin fareyle oynaması gibi ‘gelin bulun’ şeklinde bir tutum içerisinde olmak yerine Güney Afrika, Kazakistan ve Ukrayna gibi nükleer silah üretiminden vazgeçerek daha işbirlikçi hareket etmesi gerektiğini söyledi.

Naciye KAYNAK / İSTANBUL

02.03.2003

 

 

YENİ ŞAFAK GAZETESİ

06 MART 2004 CUMARTESİ

 

Kapasite artmaz, yatırım şart

DİE eski Başkanı Sıddık Ensari, kapasite kullanım oranlarının yüzde 80'lere çıktığını, daha fazla artmasınınmümkün olmadığını belirterek, mutlaka yeni yatırımlara gidilmesi gerektiğini söyledi.

Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) eski Başkanı Sıddık Ensari, kapasite kullanım oranlarının yüzde 80'lere çıktığını belirterek daha fazla artmasının mümkün olmadığını, bu yıl mutlaka yeni yatırımlara gidilmesi gerektiğini söyledi.

Reel faizler hala yüksek

Güven Hareketi'nin İstanbul Sepetçiler Kasrı'nda başlattığı dört seriden oluşacak panellerin ilkine katılan DİE eski başkanı ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) eski müsteşarı Dr. Sıddık Ensari, yatırım yapmak isteyenler için reel kredi faizlerinin hala yüzde 60 gibi yüksek bir rakamda bulunduğunu ifade etti.

Yabancı sermaye yatırımının katma değerinin nasıl olacağının önemli bir konu olduğuna dikkat çeken Dr. Ensari, "Japon sermayesi uzakdoğu ülkelerine giriyor fakat katma değeri yok. Bu tür uzakdoğu ülkelerinde büyüme var. Fakat büyüme tabana yayılmıyor" şeklinde konuştu.

İç talep canlandırılmalı

Dünyada içe ve dışa dayalı büyüme modellerinin bulunduğunu oile getiren Ensari, Türkiye'nin hem iç talebe dayalı büyümeyi hem de dış talebe dayalı büyümeyi aynı anda gerçekleştirebilmesinin mümkün olduğunu anlattı. Ensari, İç talebin canlanması için Gayri Safi Milli Hasıla'daki (GSMH) halen yüzde 41 oranında bulunan işçi ve tarım kesimi çalışan paylarının yüzde 60'ın üzerine çıkarılması gerektiği üzerinde durdu.

Toplantıya konuşmacı olarak katılan Dr. Erhan Tarhun ise ABD ve AB'nin Türkiye'ye Ortadoğu bölgesinde merkezi bir rol vermek istediklerini belirterek Türkiye'nin bu durumu değerlendirmesi gerektiğini savundu. Tarhun, Türkiye'nin Ortadoğu'nun yeniden yapılanması sürecinde merkez ülke olmak için bir şans yakaladığını ileri sürdü. Diğer konuşmacı Fasih Öven ise özelleştirmenin ekonomik gelişim üzerindeki etkilerini dile getirdi.

DPT yol gösterici olsun

Dr. Sıddık Ensari, DPT'nin eski hantal yapısı yerine, liberal sistemin gereklerine uygun şekilde yeniden yapılandırılmasını, yatırım yapacaklara yol gösterici raporlar hazırlaması gerektiğini söyledi.

DPT'de 1975'lerden bu yana üst düzey görevlerde bulunan Ensari, DPT'nin elinde daha önceden yapılmış ve bir türlü uygulamaya geçemeyen birçok proje bulunduğunu belirten Sıddık Ensari 10-12 yıl hiç proje yapılmasa bile bu projelerin yetebileceğini ifade etti.

  YAKUP KOCAMAN

Edirne internet gazetesi Edirne internet haber Edirne gazete Edirne gazetesi Edirne internet gazete Edirne haberleri Edirne portal Edirne haber portalı Edirne internet haber edirne web haber edirne web haberleri Edirnenin Sesi Edirne ve Trakyadaki yerel siyasi son dakika haberleri güncel gelişmeleri takip edebileceğiniz tek adres...

Güven Hareketi'nden Edirne'de konferans

Güven Hareketi Başkanı Samim Uygun ''Kapitülasyonlarla Osmanlı Devleti çökertildiği gibi Türkiye de çökertilmeye çalışılıyor'' dedi.

24 04 06 04:35

Güven Hareketi Başkanı Samim Uygun ''Kapitülasyonlarla Osmanlı Devleti çökertildiği gibi Türkiye de çökertilmeye çalışılıyor'' dedi.

Uygun, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonunda düzenlenen toplantıda, IMF'nin geri ödemede zorluk çektiğini ve hatta ödeyemeyeceğini bildiği Türkiye'ye borç vermeyi sürdürdüğünü savundu.

Kapitülasyonlarla Osmanlı Devleti çökertildiği gibi, Türkiye'nin de çökertilmeye çalışıldığını iddia eden Uygun, ''Halkımız siyaseti tekrar konuşmaya başladı. Ülkemiz bölünmelere gidiyor. İşsizlik arttı. Terör, kapkaç ve en önemlisi Atatürk ilke ve inkılaplarında kopmalar görülüyor'' diye konuştu.

Toplantıda, emekli Orgeneral Oktar Ataman, Emekli Büyükelçi Taner Baytok da konuşma yaptı.

Toplantıya, Edirne Vali Yardımcısı Cengizhan Aksoy, Belediye Başkan Vekili Serdar Yalçıner ve Edirne Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile diğer davetliler katıldı.

 

 

Dr.Tahir Tamer Kumkale 05 MAYIS 2006

GÜVEN HAREKETİ 2006'DA YAPILACAK ERKEN SEÇİMİN FİKRİ ÖNCÜLÜLÜĞÜNÜ YÜRÜTÜYOR

 

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. -Gazi Mustafa Kemâl Atatürk- (1924)
2000 yılından başlayarak siyasette güç merkezi olma ve siyaseti yönlendirme çalışmalarını Sirkeci'deki tarihi Sepetçiler Kasrı çatısı altında yapan GÜVEN HAREKETİ' ni Türk toplumu artık yakından tanıyor.
Ülke sorunlarını bilen, deneyimlerini ve bilgi birikimlerini bu sorunlara bilimsel ve uygulanabilir çözüm yolları üretmek için milli şuur, milli ruh ve heyecan ile kamuoyuna bir grup seçkin aydın yaptıkları faaliyeti GÜVEN HAREKETİ olarak isimlendiriyorlar. " Biz önce kendimize, sonra milletimizin gücüne, devletimizin birlik ve bütünlüğüne inanıyoruz ve güveniyoruz. Bu güvenimiz Milli Tarihimiz ve zengin Kültür varlıklarımıza verdiğimiz değerden kuvvet alıyor." Diyerek kendilerini tanımlıyorlar.
Grup kendi aralarında periyodik olarak aksatmadan sürdürdükleri ülke sorunlarına bakış açılarını yansıtan bilgilendirme faaliyetini Sepetçiler Kasrı'nda düzenledikleri Paneller ve Anadolu'nun muhtelif şehirlerinde yaptıkları toplantılarla Türk Halkı ile paylaşıyor. Ayrıca hareket'in çeşitli konulardaki fikir ve düşünceleri grup üyeleri vasıtasıyla Radyo ve Televizyonlardan Türk kamuoyuna yansıtılıyor.
GÜVEN HAREKETİ' nin bugüne kadar kendi üyeleri arasında sürdürdüğü bilgilendirme faaliyetlerinin dışında organize ettiği pek çok panel ile Türkiye'nin önemli gündem maddeleri bilimsel tartışmaya açıldı ve konular medyanın desteği ile halkımıza aktarıldı..
KIBRIS GERÇEĞİ, IRAK GERÇEĞİ, TÜRKİYENİN ALTERNATİF STRATEJİLERİ ( Beş hafta arka arkaya), GÜÇLÜ TÜRKİYE İÇİN GÜÇLÜ EKONOMİ ( Dört hafta arka arkaya), İSTANBUL DEPREMİ, TÜRKİYE İÇİN TEMİZ SİYASET ( Altı hafta arka arkaya) ,LOZAN ANTLAŞMASIN IN 82 İNCİ YILINDA TÜRKİYE, TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR? BİZE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR? Ve en son olarak SİYASET 2006( sekiz hafta süreli) gibi gündem maddeleri konunun uzmanları tarafından tartışılarak muhtemel çözüm yolları ortaya konuldu ve panel sonuçları kamuoyu ile paylaşıldı.
GÜVEN HAREKETİ yönetimi; Panel Dinleyicilerini, "Türkiye'yi, dünyayı ve Türk Milletini iyi tanıyan, deneyimlerini ve bilgi birikimlerini ülkemizin millî menfaatleri doğrultusunda her plâtformda cesaretle dile getirmekten çekinmeyen saygın kişiler arasından seçtiğini " özel davetiyelerinde açıkça dile getiriyor. Seçkin dinleyicilerin konulara aktif katılımı ile sorunların derinliğine incelenmesi ve tartışılmasına imkân yaratıldığına inanıyor. Artık gelenekselleşen bir uygulama ile uzman konuşmacıların katıldığı bir seri panelin sonunda en son Panel'de seçtiği Panel Katılımcılarına konuşma imkânı vererek genel bir değerlendirme ile sonuca ulaşıyor. Bilahare elde ettiği sonuçları basın ve internet siteleri kanalı ile kamuoyuna aktarıyor. Bu konuda internette açtıkları (http://www.gh.org.tr) siteden yararlanıyorlar.
GÜVEN HAREKETİ Türkiye siyaseti üzerinde yaptığı değerlendirme ile SEÇİM YILI olarak görmüştür. Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce mutlaka bir erken seçim ile meclis aritmetiğinin değişmesinin gerekliliğine inanmıştır. Bu konudaki düşüncelerini kamuoyuna aktarmak ve siyasi kadroları bu yönde bu istikamette yönlendirmek amacıyla 1 Mart 2006'dan itibaren hazırladığı Çalışma Takvimi ile bilgilendirme toplantılarına hız vermiştir.
Bu çalışma Takvimine göre; her Çarşamba Sepetçiler Kasrında sadece hareket üyelerinin yaptığı periyodik toplantılara siyasi yaşamımızda söz sahibi olan siyasi parti yöneticilerini davet ederek kendileri ile dört saate yaklaşan bir sohbet toplantısı yapıyorlar.
Perşembe günleri; fikir ve düşüncelerini konunun uzmanları ile tartıştıkları SİYASET 2006 Panelleri ile daha geniş bir kitleye yayıyorlar.
Yaş ortalaması ellinin üzerinde olan bu grup bununla da yetinmiyorlar. Fikir ve düşüncelerini Anadolu'ya yaymak ve Anadolu'nun düşüncelerini öğrenmek amacıyla Cumartesi-Pazar günlerini de Anadolu konferanslarında geçiriyorlar.
Konferans serisine 11 Mart 2006'da Anadolu'da Milli mücadelenin ilk örgütlü hareketini İzmir'in işgalinden sadece dört saat sonra başlatan Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi'nin memleketi DENİZLİ' den başlamışlar. Konferanslara en az on kişilik bir ekiple katılan Güven Hareketi yerel televizyonlarda 4-7 arasında değişen konuşmacısı ile üç saati aşan canlı yayınlarla yöre halkını "Türkiye'nin meseleleri ve çözüm yolları" konusunda bilgilendirmekteler. Ayrıca bölgenin kanaat önderleri ile yaptığı sohbet toplantılarında bölgenin sorunları hakkında karşılıklı fikir alışverişinde bulunmaktadır.
ANADOLU Konferansları DENİZLİ, KOCAELİ, SAKARYA ve EDİRNE' de yapılmıştır. Mayıs ayı içerisinde İZMİR, BALIKESİR, KONYA olarak devam edecektir. Bu konferanslara yaz boyunca devam etmeye hazırlanıyorlar.
05 MAYIS 2006 tarihinde Sepetçiler Kasrında SİYASET 2006 Panellerinin sekizincisi "SİYASET 2006 DEĞERLENDİRME PANELİ" adı altında yapılıyor. Bu defa seçilmiş panel katılımcıları ile oluşturduğu Fikir Platformunun üyeleri konuşmacı olarak düşüncelerini açıklayacaklar.
9 Martta başlayan Panellerde; DUAYEN POLİTİKACILAR'ımızdan TBMM Eski Başkanı Sayın Hüsamettin Cindoruk ile TBMM Eski Başkan Vekili Sayın Murat Sökmenoğlu; BİLİM ADAMLARI'mızdan Sayın Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Prof.Dr. Süheyl Batum ile Prof.Dr. Ömer Alparslan Aksu; DUAYEN ASKERLER'imizden Sayın Emekli Orgeneral Çetin Doğan ile Emekli Orgeneral Oktar Ataman; DUAYEN DİPLOMATLAR'ımızdan Sayın E.Büyükelçi Taner Baytok, E.Büyükelçi Önder Özar ile Eski Diplomat İstemi Parman; SİVİL TOPLUM KURULUŞU YÖNETİCİLERİ' mizden Aydınlar Ocağı Başkanı Sayın Prof.Dr. Mustafa Erkal, KA.DER Başkanı Avukat Sayın Seyhan Ekşioğlu ile Türk Ocakları Üyesi ve ASAM Eski Genel Müdürü Sayın Orhan Kiverlioğlu; STRATEJİ UZMANLARI'mızdan Sayın Prof.Dr. Mahir Kaynak, Sayın Doç.Dr.Yaşar Hacısalihoğlu, Sayın , Sayın Doç.Dr. Emin Gürses Sayın Yrd.Doç.Dr. Gamze Güngörmüş Kona; DUAYEN GAZETECİLER'mizden Sayın Güler Kömürcü, Sayın Servet Kabaklı, Sayın Yiğit Bulut ve Sayın Yalçın Kamacıoğlu konuşmacı olarak katılmışlardır.
Güven Hareketi; " 2006 yılında Erken Seçimi kaçınılmaz olarak görmekteyiz. Baskın şeklinde hazırlıksız bir Erken Seçimin ülkemizin geleceği açısından sakıncaları göz önüne alındığında, Türkiye'nin 2006 siyasi takvimindeki muhtemel gelişmelerin bilimsel bir anlayışla konunun uzmanlarınca tartışılması ve halkın doğru şekilde bilgilendirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. İşte biz şimdi bunu yapıyoruz" diyerek çıktığı yolun doğru olduğunu son siyasi gelişmeler doğrulamaktadır.
Panellere katılan uzman konuşmacıların üzerinde birleştikleri ortak nokta; "AKP hükümetinin ülkenin içinde bulunduğu şartlarda erken seçimden kaçması mümkün değildir. AKP, her ne kadar Mayıs 2007 'de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Çankaya'ya AKP'li bir kişiyi taşıyarak idarenin tüm sistemlerini kontrol almak istese de ülkemizdeki siyasi gelişmelerin siyaseti hızla Kasım 2006'da bir baskın erken seçime doğru yönlendirdiği bugün açıkça belli olmuştur" şeklindedir..
Panellerle birlikte faaliyetlerin başladığı 9 Mart 2006 tarihinden itibaren ERKEN SEÇİM konusunun Türkiye'nin gündeminde pek çok kesim tarafından konuşulmaya başlaması Güven Hareketi'nin çalışmalarının başarılı olduğunu kanıtlamaktadır..
Nitekim 30 Nisan 2006 gecesi Haber Türk'te Basın Kulübü programında konuşan 9uncu Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman DEMİREL' de "AKP'nin bugünkü meclis yapısı ile partili bir Cumhurbaşkanı çıkarmasının hukuken mümkün, ama siyasi açıdan imkânsız olduğunu" vurgulamıştır.
Hiçbir mevki, makam ve unvan beklemeden, siyaset üstü bir tutum ve gayretle tecrübe ve bilgi birikimlerini Türk insanına aktaran Güven Hareketi'nin isminin siyasi yaşamımızda bundan sonra daha sık duyulacağını söylemek kehanet olmasa gerek..

 

Welcome to GülbenG Haber!

Güven Hareketi Anadolu'ya Açılıyor

 

Her geçen gün sivil Toplum kurumların odak merkezi olan Güven Hareketi 58.Toplantısında ,Strateji Uzmanları AB ve ABD'nin marifetlerini masaya yatırdı. Yazarlarımızdan Gamze Güngörmüş Kona:" AB yerine Ortadoğu'ya dikkat çekmeyi " önerdi.

1946’dan itibaren Türk siyasi yaşamından seçimlerin dört yılda bir yapıldığı gerçeğinden hareketle son günlerde muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları Erken Seçim konusunu ciddi şekilde ülke gündemine taşımışlardır. İktidarların zayıf icraatlarının ve muhalefetin de alternatif politikalar üretemeyişinin bunda büyük bir etkisi vardır. Erken Seçim’in 2006 siyasi gündemini tamamen kaplayacağı değerlendirilmektedir. AKP yönetiminin bütün aksine söylemlerine ve seçimlerin zamanında yapılacağını vurgulamasına rağmen ülkemiz hızla Erken Seçim ortamına sürüklenmektedir. Baskın şeklinde hazırlıksız bir Erken Seçimin ülkemizin geleceği açısından sakıncaları göz önüne alındığında, Türkiye’nin 2006 siyasi takvimindeki muhtemel gelişmelerin bilimsel bir anlayışla konunun uzmanlarınca tartışılması ve halkın doğru şekilde bilgilendirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin önündeki muhtemel gelişmeleri önceden görüp tedbir alınması için ilgilileri uyarma ve halkımızı bilgilendirme görevini Anadolu Konferansları ve Paneller vasıtasıyla altı yıldır başarı ile sürdüren Güven Hareketi bu defa da 2006 yılında Erken Seçimi kaçınılmaz olarak görmüş ve halkımızı bilgilendirme çalışmalarına başlamıştır. Güven Hareketi 2005 yılında gerçekleştirdiği yedi hafta süreli “TÜRKİYE’DE TEMİZ SİYASET” panellerinden alınan dersler ışığında 2006 yılında da Türkiye’nin siyasi takvimine katkıda bulunmak maksadıyla, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanununda acilen yapılması gereken değişiklikler, Erken Seçim çalışmaları, Cumhurbaşkanlığı Seçimi, Güçlü İktidar Arayışları, Seçim İttifakları, Siyasi İstikrar Arayışları gibi konuları konunun uzmanları ile tartışmaya açmaktadır.. Amacımız halkımızı bilgilendirerek siyasi gündeme hız katmak ve uzmanların ortaya koyacağı yeni fikirlerle 2006 Siyaset gündemini yönlendirmektir. " diyen Güven hareketi Başkanı Samim Uygun, Prof.dr.Mahit Kaynak, Doç.Dr.Emin Gürses, Doç.Dr.Yaşar Hacısalihoğlu ve Yrd.Doç Dr.Gaöza Güngörmüş Kona AB ve ABD Poltikalarıyla ülkemizi siyasi manevra alanına çevirdiklerini kısa zaman da Türk Milletinin kendi özüne dönmesine dikkat çekti. Türkiye'deki siyasi yapı mevcut seçim sistemi iç ve dış politikamızdaki istikrarsızlıklar ve Türkiye'nin demokratik arayışları adlı bugüne kadar 58'incisi gerçekleştirilen ve Tarihi Sepetçiler Kasrı'nda her hafta perşembe günü bütün sivil toplum kuruluşlarının üst düzey yöneticileri duayen siyasetçiler, uzman bilim adamları ve deneyimli siyasilerin konuşmacı olarak düzenledikleri paneller şimdi Anadolu'ya açılıyor.Son panelde strateji uzmanlarından Prof. Dr. Mahir Kaynak, Doç. Dr. Emin Gürses, Doç. Dr. Yaşar Hacı Salihoğlu ve yardımcı Doç. Dr. Gamze Güngörmüş Kona'nında katıldıkları panelde Türkiye'nin AB yolunun masaya yatırıldığı ve AB' nin geleceğinin tartışıldığı panelde özellikle son günlerde ABD'nin İran konusundaki oyunlarına dikkat çekilerek İran'nın Irak ile hiç bir benzerlki göstermediğinin altı çizildi.Mahir Kaynak:"Kuzey Irak'ta kurdurulan Bengaldeş düzeyindeki bir ülkenin ülkemize tehdit oluşturmasının söz konusu olmayacağını asıl sorunun ekonomik-işgal olduğunu böylece dünya üzerinde kaynağı belli ama memleketi belli olmayan sıcak paranın ülkelerin kaderleriyle oynandığı ve Ulus Devlet kavramının yok edilmeye çalışılıyor.Türkiye küresel sermayeyi defetmedikçe IMF ve siyasi işgalden kurtulamaz" dedi. Hacı Salihoğlu, "Emperyalizm dünyaya pazar edecekse onu küçük parçalara bölmek zorundadır.Ulus devletlerin hedefsiz ve özgüvensiz olması emperyalizmin birinci ayağıdır.İslamla terörü aynı cümlede kullanmak islama hakarettir" diye konuştu. Gamze Kona:Öncelikle Türkiye'nin stratejik konumunu tekrar gözden geçirmesi medeni denilen AB yolundan çok bence komşuları olan İran, Suriye ve diğer Orta Asya ülkelerine daha sıcak bakmalıdır.Sözgelimi Türkiye'nin İran ile ticaret hacmi 3 milyon dolarken Almanya'nın İran ile yıllık 60 milyon dolara varan ticareti size bir şey hatırlatmıyormu?" dedi. Geniş açıklamaları gazetemizin yeni sayısında bulabilirsiniz. (Türkiye'de Tufan)

 

22 nisan 2006

 

GÜVEN HAREKETİ'NDEN EDİRNE'DE KONFERANS...

Güven Hareketi Başkanı Samim Uygun ''Kapitülasyonlarla Osmanlı Devleti çökertildiği gibi Türkiye de çökertilmeye çalışılıyor'' dedi.
     Uygun, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonunda düzenlenen toplantıda, IMF'nin geri ödemede zorluk çektiğini ve hatta ödeyemeyeceğini bildiği Türkiye'ye borç vermeyi sürdürdüğünü savundu.
     Kapitülasyonlarla Osmanlı Devleti çökertildiği gibi, Türkiye'nin de çökertilmeye çalışıldığını iddia eden Uygun, ''Halkımız siyaseti tekrar konuşmaya başladı. Ülkemiz bölünmelere gidiyor. İşsizlik arttı. Terör, kapkaç ve en önemlisi Atatürk ilke ve inkılaplarında kopmalar görülüyor'' diye konuştu.
     Toplantıda, emekli Orgeneral Oktar Ataman, Emekli Büyükelçi Taner Baytok da konuşma yaptı.
     Toplantıya, Edirne Vali Yardımcısı Cengizhan Aksoy, Belediye Başkan Vekili Serdar Yalçıner ve Edirne Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile diğer davetliler katıldı.
kaynak             TrakyaNetHaber

 

 01 Mayıs 2006 09:35

Delik küçük, peynir büyük ise...

“Elek” nedir bilirsiniz de, “kalbur” nedir, bilir misiniz?.. Kalbur, “eleğin geniş gözeneklisi”ne denir!.. Her ne kadar, “elek” gibi, o da “eleme” amaçlı kullanılsa da, bir başka fonksiyonu daha vardır!..
Evet, kalbur, aynı zamanda “kuş avlama aracı”dır!.. Özellikle “köy”lerde ve “geniş avlulu” evlerde, çocuklar, ağaçlara konan “kuş”ları avlamak için, “sapan” yerine “kalbur” kullanırlar!..
Önce kalburu dikine, ama biraz “eğik” şekilde hazırlarlar... Önüne de “yem” serpiştirirler!.. Yemi gören kuşlar, yaradılışları gereği hücum ederler!.. Başlarlar, “yem”leri yemeye!..
Tam o anda; çocuklar, kalburun ucuna bağlı “ip”i çekiverir!..
En az birkaç kuş, “kalburun içinde” kalır!.. Evet, “yem”e uçarlarken tuzağa düşerler ve bu defa kendileri “yemek” olur!..
TAYYİP BEY TUZAĞA MI DÜŞTÜ?
Şahsen ben, şu “Terörle Mücadele Yasa Tasarısı”na bakıp, düşünmeden edemiyorum:
“İktidar, tuzağa mı düşürülüyor?”
Malûm,
Sayın Erdoğan’ın bugüne kadarki söylemi;
“Türk de bizim insanımız, Kürt de!.. Laz da bu ülkenin çocuğu, Çerkez de...” şeklindeydi!..
Sonra, ne oldu bilinmez;
Bir yerlerden “düğmeye basılmışçasına” birden bire “PKK saldırıları” başlayıverdi!.. Bunu, “taşlı, sopalı, molotoflu” gösteriler takip etti!..
“Şehit cenazeleri”nin artması ve yüksek katılımlı cenaze törenlerinde yapılan konuşmalar, “Erdoğan’ın tavrı”nı da sertleştirdi!.. Bu “sertlik”te, sanıyorum; MHP ve DYP’nin oylarının arttığını gösteren “anketler”in de büyük rolü oldu!..
Sonra, birden “rafta bekleyen tasarı” indirildi yerinden!..
Güya, “terörle daha etkin mücadele” yapmak için, “bu yasanın çıkması şart”tı!..
Ne var ki;
Durumun hiç de böyle olmadığı, “teröristleri” ve “terör yandaşları”nı içeri atabilmek için, “mevcut yasaların yeterli” olduğu; “Diyarbakır olaylarının sanıkları”na istenen cezalarla ortaya çıktı!..
Demek ki, “ceza” istenince, “2911 sayılı yasa” bile yetebiliyormuş!..
Kaldı ki;
“Sakız çiğneme”nin bile “suç kapsamı”na sokulabildiği bir ülkede, daha başka maddelere ne gerek vardı?..
Bir ilçe başkanını “Sakız çiğnedi” diye kolundan tutup içeri atabiliyorsan, PKK yandaşlarını da, pekalâ “Atatürk Caddesi’ni çiğnedin!” diye tutuklayıp, tıkabilirsin içeri!..
Maksat, “içeri atmak”sa eğer!..
Ne yani;
Bu ülkede, bir belediye başkanı, sırf “şiir okudu” diye içeri atılmadı mı?!?
Demek ki, neymiş;
“İçeri atmak” için, “mevcut yasalar” yeterliymiş!.. Hele de; o maddelerin tamamı, “lastik gibi uzatılmaya” müsaitse!..
FARENİN YAVRULARINA NASİHATİ
Benim asıl anlamaya çalıştığım şu;
Birilerinin, avluya “yem serpiştirdiği” ortada!..
Bütün mesele, o yemlerin “serpiliş amacı”nı görmekte!..
Daldaki kuşlar, o yemlerin “kendilerini beslemek” için serpiştirildiğini zannedebilir!..
Çünkü, akılları o kadarına yeter!..
Ama birader; karşımızda “kuşlar” değil, “insanlar” var!.. O insanlar ki; bir sürü “badire”den geçip, geldiler buralara!..
O yemlerin, “iyilik” amaçlı mı, yoksa “tuzak” amaçlı mı olduğunu “fikredebilecek” bir zekâya sahipler!..
O halde;
“Kalbur”u nasıl görmezler?!?
O “anket”lerin de, bir “tuzak” olabileceğini nasıl düşünmezler?..
“Tuhaflık” şurada ki:
“Tuzak” kuranlarla, “yem” atanlar, aynı kişiler!.. Tabiî, “tuzağa düşürdüklerini yiyecek” olanlar da, onlardan başkası değil!..
Öyle zannediyorum ki;
“Kuş”ların düştüğü bu tuzağa, “fare”ler herhalde düşmezdi!..
Çünkü “fare”ler, kuşlara nazaran daha “zeki” yaratıklardır!..
Meselâ, “anne fare” şu nasihatte bulunurmuş yeni doğan çocuklarına:
“Bir yuvanızın deliğine, bir de ortaya bırakılan peynir kalıbına bakın!.. Delik küçük, peynir kalıbı büyükse; sakın ona yaklaşmayın, çünkü o bir tuzaktır!”
“TMK Tasarısı” da öyle!
“Beklenti” büyük:
“Terörün kökü kazınacak!”
Ama, alınacak sonucun “küçük” olacağı şuradan belli ki, 15 yıl boyunca, “dağlara gömülen 150 milyar dolar”a ve “çok büyük kamuoyu desteği”ne rağmen, terörün kökü bir türlü kazınamadı!..
Demek ki;
Burada, “terörle mücadele” etmekten daha başka amaçlar var!..
Bence, bu amaçların çok iyi “tahlil” edilmesi ve hatta “deşifre” edilmesi gerekiyor!..
Çünkü ben, “hükümete yönelik bir tuzak” seziyorum bu tasarıda!.. Bu sezgimin, “CHP’nin tavırları”ndan sonra daha da kuvvetlendiğini ayrıca belirtmeliyim!..
24 SAAT ARAYLA 2 CHP TAVRI
Düşünebiliyor musunuz;
Bir “tasarı” var ortada... Kamuoyu yeterince bilmese de, “komisyon üyesi” milletvekilleri, “yapılacak değişiklikler” ve getirilen “yeni düzenlemeler” konusunda bilgi sahibi!..
Ne beklersiniz onlardan?..
Maddelerde bir “sakatlık” veya “yamukluk” varsa, anında dile getirmelerini değil mi?.. Peki, “CHP’li komisyon üyeleri” böyle bir uyarıda bulunmuşlar mı?..
Hayır!..
Meselâ, Çarşamba günkü İçişleri Komisyonu...
En ince ayrıntısına kadar inceledim orada yapılan konuşmaları...
“Dişe dokunur” tek muhalefet, CHP Kırklareli Milletvekili Mehmet Kesimoğlu’ndan gelmiş...
Onun da dediği şu:
“Çocuğun cinsel istismarının terör suçu olup olmadığını nasıl tespit edeceğiz?
Hırsızlık malının terör suçu kapsamına girip girmediğini nasıl anlayacağız?
Fuhuş bile terör kapsamına alınmış. Fuhuşta 2 kişi söz konusu. Bu, nasıl terör kapsamında olacak, anlamadım?
Terör örgütleri, terör randevuevleri zinciri kurmayacak ya da Nataşaları kullanmayacak herhalde!.. Kapsamın genişletilmesi, terörle mücadelede zaaf doğuracaktır.”
Evet, “CHP’li vekil”in derdi bu!.. “Fuhuş”un, “terör suçu kapsamına alınmaması” için uğraş veriyor!..
Peki, Çarşamba günkü İçişleri Komisyonu’nda sadece “fuhuş”u gündeme getiren CHP’li vekillerin “Genel Başkan”larına ne demeli?..
Bay Baykal’ın, “Komisyon toplantısı”ndan bir gün sonraki, yani Perşembe günkü sözlerini biliyorsunuz...
“Terörle Mücadele Tasarısı’nın 6. maddesi Apo’ya af getirecek!.. Buna, Öcalan’a af yasası denilebilir!.. Tasarı; hakkında hüküm verilmiş olsa dahi, terör örgütü kurucusunun etkin pişmanlık olanağından yararlanmasına kapı aralamaktadır!.. Öcalan, iki yıl sonra tahliye edilebilir!”
Hoppala!.. Buyur, burdan yak!..
Ya da, ayıkla pirincin taşını!..
Sizce de garip değil mi?..
Bir gün önce CHP’li vekiller sus-pus, ama bir gün sonra Bay Baykal, zehir zemberek!..
Bu “heyecan”ın, bu “alârm”ın esbab-ı mucibesi acaba ne ola?..
İşte bu noktada;
“Kalburla kuş avlama” yöntemi geliyor gözlerimin önüne!..
Önce “yem”i at, sonra da “ip”i çek!..
Yeter ki, “kuş” kalburun altında kalsın ve başlasın çırpınmaya!..
Baykal, belki de, “bu anın hazzını yaşamak” için sustu şimdiye kadar!.. “Kuş”un kalburun altında kalmasını bekledi ki, “başarı çığlıkları” atabilsin!.. Şimdi, o madde geri çekilecek, Baykal da “bizim başarımız” diye sevinecek!..
İşin garibi, hükümet de; bir “kızartma yağı” gibi üzerine sinen “kompleks”ten uzun süre kurtulamayacak!..
BU BEBEĞİN ANASI-BABASI KİM?
Bakın, hükümetin nasıl bir “mandepsi”ye bastırıldığını görmek için; Baykal’ın önceki günkü şu sözlerini de “iyi okumak” lâzım:
“TMY Tasarısı’na 6. maddenin nasıl ve kimin önerisiyle konulduğu bir türlü ortaya çıkmamıştır!..
Başlangıçta ifade edilen; resmi kuruluşların, güvenlik güçlerinin bunu talep ettiğiydi!. Milli Savunma Bakanlığı adına komisyonda bulunan albay, ‘bu madde çıkarılmalıdır’ dedi!.. Bugün de (Cuma) Emniyet Genel Müdürlüğü adına yapılan resmi açıklama, Emniyet Teşkilatı’nın da bu maddeden rahatsız olduğunu ortaya koydu.
Böylece, Türkiye’nin güvenlik güçlerinin, tasarının bu maddesinin arkasında bulunmadığı görüldü.
Peki, bunu kim önermiştir? Bu hâlâ aydınlığa çıkmamıştır. Tasarı, sahipsiz, kimsenin sahip çıkmadığı bir bebek gibi cami avlusuna bırakılmıştır.”
Peki, şimdi sormak gerekmez mi;
“Cami avlusuna bırakılan bu bebek” kimin bebeğidir?..
Bu bebeğin doğmasını “ısrarla isteyen” kimdir?..
Hem bebeği isteyeceksin, hem de doğduktan sonra sahiplenmeyeceksin!..
Kim bunlar?!?
Bana kalırsa, iktidar; önce “bebek” isteyenleri, sonra da “kenara çekiliverenleri”, bir an önce deşifre etmelidir!..
Ama önce, “özgürlükleri budayan” maddeleri ayıklayarak!..
Ya da, tasarıyı “tamamen” çekerek!..
Çünkü, hızla bir “girdap”a doğru çekiliyorlar!..
ADALET’E KARŞI “ADALET” Mİ?

Bu vesileyle, şunu da söyleyeyim:
Hükümeti “başarısız” kılmak ve “zayıf” görmek isteyenler, sadece CHP’liler değil!.. Kulağıma geldiğine ve sayın Mehmet Ağar’ın da geçenlerde “parti içi muhalefetten rahatsızlığını” dile getiren konuşmasından anladığıma göre, birileri “fötr şapka”nın etrafında kümelenmeye başlamış!..
Hadi, daha açık yazalım:
“Adalet ve Kalkınma Partisi”ne karşı, “Adalet Partisi’ni kurma” ve DYP ile ANAP’ı da onun şemsiyesi altında “birleştirme” toplantıları hız kazanmış!.. Meselâ, geçenlerde Sepetçiler Kasrı’nda toplanmışlar!..
Adları “Güven Hareketi” miymiş, neymiş!.. Aralarında “emekli albay”lar, “eski ANAP’lı”lar ve “Demirel ekibi”nden insanlar varmış!..
Pek inanamadım ama, hareketin bir ayağında da Mesut Yılmaz bulunuyormuş!.. Üstelik, “AP’nin başına getirilmesi” düşünülen isim de oymuş!..
Sanıyorum, “Ağar’ın dile getirmeye çalıştığı rahatsızlık” da buradan kaynaklanıyor!..
Demek istediğim o ki;
Birileri, hiç de boş durmuyor!.. Bir yandan “zemin” hazırlıyorlar, ama bir yandan da iktidarı “kompleks”e sokup, kenara çekiliveriyorlar!..
Bence, bugünler; Tayyip Bey’in “en dikkatli” olması gereken günler!..
“Kalbur”lar kuruldu, “yem”ler saçılıyor!..
Yalnız, “ip”, bu defa “çocuk”ların elinde değil... Arkalarında “Baba”ları var!..
Üstelik; “yem” küçük, “kalbur” büyük!..
Bilmem, anlatabildim mi?!?
------------
Sodom-Gomore'ye doğru son sürat!
"Bay"ları "gay"leştirme operasyonu hızla sürüyor!.. Kimi "hanımefendileştirme" operasyonunu yürütüp, kıllara "ağda" vurdurup, "etek" giydiriyor; kimi de "ünlü erkek"lere "kadın ayakkabısı" giydirerek objektiflerin karşısına geçiriyor!..
Maksat, "çok masum" (!) gösteriliyor... "Kadınların hissettiklerini" hissedecekler veya "kadın sorunlarına dikkat(!) çekecek"ler!..
İşin tuhaf tarafı şu: "Erkekler kadınlaşırken", kadınlar hızla "erkekleşmekle" meşgul!.. "Kadın ayakkabısı" giyen binde bir!.. Çoğu, "eteği" atıp, "pantolon" geçirdi bacağına!.. "Ceket" desen, çoktan "erkek kıyafeti" olmaktan çıktı!.. "Yürüyüş"ler zaten "erkek gibi!" Merak ediyorum; erkekler "kadınlaştığına", kadınlar da "erkekleştiğine" göre; buradan amaçlanan bir "rol değişimi" midir?.. "Sapıklık" bu boyutlara geldiğine göre, "Sodom-Gomore" midir istenen?

 

TÜRKİYEDE TUFAN GAZETESİ

18 NİSAN 2006

Her geçen gün sivil Toplum kurumların odak merkezi olan Güven Hareketi Grubunun 58.Toplantısında ,Strateji Uzmanları AB ve ABD'nin marifetlerini masaya yatırdı. Yazarlarımızdan Gamze Güngörmüş Kona:" AB yerine Ortadoğu'ya dikkat çekmeyi " önerdi.

" 1946’dan itibaren Türk siyasi yaşamından seçimlerin dört yılda bir yapıldığı gerçeğinden hareketle son günlerde muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları Erken Seçim konusunu ciddi şekilde ülke gündemine taşımışlardır. İktidarların zayıf icraatlarının ve muhalefetin de alternatif politikalar üretemeyişinin bunda büyük bir etkisi vardır.  
         Erken Seçim’in 2006 siyasi gündemini tamamen kaplayacağı değerlendirilmektedir. AKP yönetiminin bütün aksine söylemlerine ve seçimlerin zamanında yapılacağını vurgulamasına rağmen ülkemiz hızla Erken Seçim ortamına sürüklenmektedir.

         Baskın şeklinde hazırlıksız bir Erken Seçimin ülkemizin geleceği açısından sakıncaları göz önüne alındığında, Türkiye’nin 2006 siyasi takvimindeki muhtemel gelişmelerin bilimsel bir anlayışla konunun uzmanlarınca tartışılması ve halkın doğru şekilde bilgilendirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
        Türkiye’nin önündeki muhtemel gelişmeleri önceden görüp tedbir alınması için ilgilileri uyarma ve halkımızı bilgilendirme görevini Anadolu Konferansları ve Paneller vasıtasıyla altı yıldır başarı ile sürdüren Güven Hareketi bu defa da 2006 yılında Erken Seçimi kaçınılmaz olarak görmüş ve halkımızı bilgilendirme çalışmalarına başlamıştır.
    
        Güven Hareketi 2005 yılında gerçekleştirdiği yedi hafta süreli “TÜRKİYE’DE TEMİZ SİYASET” panellerinden alınan dersler ışığında 2006 yılında da Türkiye’nin siyasi takvimine katkıda bulunmak maksadıyla, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanununda acilen yapılması gereken değişiklikler, Erken Seçim çalışmaları,  Cumhurbaşkanlığı Seçimi, Güçlü İktidar Arayışları, Seçim İttifakları, Siyasi İstikrar Arayışları gibi konuları konunun uzmanları ile tartışmaya açmaktadır..
        Amacımız halkımızı bilgilendirerek siyasi gündeme hız katmak ve uzmanların ortaya koyacağı yeni fikirlerle 2006 Siyaset gündemini yönlendirmektir.
" diyen Güven hareketi Başkanı Samim Uygun, Prof.dr.Mahit Kaynak, Doç.Dr.Emin Gürses Doç.Dr.Yaşar Hacısalihoğlu ve Yrd.Doç Dr.Gaöza Güngörmüş Kona   AB ve ABD Poltikalarıyla ülkemizi siyasi manevra alanına çevirdiklerini kısa zaman da Türk Milletinin kendi özüne dönmesine dikkat çekti.

Türkiye'deki siyasi yapı mevcut seçim sistemi iç ve dış politikamızdaki istikrarsızlıklar ve Türkiye'nin demokratik arayışları adlı bugüne kadar 58'incisi gerçekleştirilen ve Tarihi Sepetçiler Kasrı'nda
her hafta perşembe günü bütün sivil toplum kuruluşlarının  üst düzey yöneticileri duayen siyasetçiler, uzman bilim adamları ve deneyimli siyasilerin konuşmacı olarak  düzenledikleri paneller şimdi Anadolu'ya açılıyor.Son panelde strateji uzmanlarından Prof. Dr. Mahir Kaynak, Doç. Dr. Emin Gürses, Doç. Dr. Yaşar Hacı Salihoğlu ve yardımcı Doç. Dr. Gamze Güngörmüş Kona'nında katıldıkları panelde Türkiye'nin AB yolunun masaya yatırıldığı ve AB' nin geleceğinin tartışıldığı panelde özellikle son günlerde ABD'nin İran konusundaki oyunlarına dikkat çekilerek İran'nın Irak ile hiç bir benzerlki göstermediğinin altı çizildi.Mahir Kaynak:"Kuzey Irak'ta kurdurulan Bengaldeş düzeyindeki bir ülkenin ülkemize tehdit oluşturmasının söz konusu olmayacağını  asıl sorunun ekonomik-işgal olduğunu böylece dünya üzerinde kaynağı belli ama memleketi belli olmayan sıcak paranın ülkelerin kaderleriyle oynandığı ve Ulus Devlet kavramının yok edilmeye çalışılıyor.Türkiye küresel sermayeyi defetmedikçe IMF ve siyasi işgalden kurtulamaz" dedi.

Hacı Salihoğlu, "Emperyalizm dünyaya pazar edecekse onu küçük parçalara bölmek zorundadır.Ulus devletlerin hedefsiz ve özgüvensiz olması emperyalizmin birinci ayağıdır.İslamla terörü aynı cümlede kullanmak islama hakarettir" diye konuştu.

Gamze Kona:Öncelikle Türkiye'nin stratejik konumunu tekrar gözden geçirmesi medeni denilen AB yolundan çok bence komşuları olan İran, Suriye ve diğer Orta Asya ülkelerine daha sıcak bakmalıdır.Sözgelimi Türkiye'nin İran ile ticaret hacmi 3 milyon dolarken Almanya'nın İran ile yıllık 60 milyon dolara varan ticareti size bir şey hatırlatmıyormu?" dedi.

Geniş açıklamaları gazetemizin  yeni sayısında bulabilirsiniz.

 (Türkiye'de Tufan)

TÜRKİYEDE TUFAN GAZETESİ

07 NİSAN 2006-04-15

Siyaset 2006 Panelleri Devam ediyor

 

Tarihi Sepetçiler Kasrında Güven Hareketinin başlattığı Siyaset 2006 Panelleri devam ediyor. Güven Hareketi Samim Uygun Başkanlığında Türkiyede Temiz Siyaset ve Siyasette Olmazsa Olmazlarımız konuşulmaya devam ediyor.

BİRİNCİ PANEL:- DUAYEN POLİTİKACILAR’ımızdan Sayın Hüsamettin Cindoruk ile Sayın Murat Sökmenoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı Birinci Panel 09 MART 2006 tarihinde;

İKİNCİ PANEL:  BİLİM ADAMLARI’mızdan  Sayın Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Prof.Dr. Süheyl Batum ile Prof.Dr. Ömer Alparslan Aksu’nun( Güven Hareketi Üyesi) konuşmacı olarak katıldığı İkinci Panel 16 MART 2006 tarihinde,

   ÜÇÜNCÜ PANEL:- DUAYEN ASKERLER’imizden Sayın E.Orgeneral Çetin Doğan ile E.Orgeneral Oktar Ataman’ın( Güven Hareketi Üyesi) konuşmacı olarak katıldığı Üçüncü Panel Panel 23 MART 2006 tarihinde  yapıldı.

DUAYEN POLİTİKACILAR’ ın konuşmacı olarak katılacağı 30 MART 2006 tarihli
Dördüncü   PANEL bu gün E. Büyükelçi Sayın Taner BAYTOK’ ve  E. Büyükelçi Sayın Önder ÖZAR la devam etti.
Türkiye’nin konumundan kaynaklanan stratejik önemi ile Türk Milleti’nin binlerce yıllık köklü tarihi ve kültürel kazanımlarının bilinciyle ülke gündemindeki konuları tartışmaya ve kamuoyunu bilgilendirmeye devam eden GÜVEN HAREKETİ Panel Dinleyicilerini; Türkiye’yi, dünyayı ve Türk Milletini iyi tanıyan, deneyimlerini ve bilgi birikimlerini ülkemizin millî menfaatleri doğrultusunda her plâtformda cesaretle dile getirmekten çekinmeyen saygın kişiler arasından seçmektedir..

Çok sayıda bilim adamı ve gazetecilerin ilgi odağı  olan paneller devam edecek.

 

 Aslan BAYKARA GÜNDEM   
  a.baykara@bolgedetufan.com

 

10 MART 2006 TÜRKİYEDE TUFAN GAZETESİ BAŞYAZI

Güven Hareketi Panelinden deftere düşenler!...

Türkiye bugün siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda hızla yayılan topyekün bir kriz sarmalına hapsediliyor.Toplumsal yapımızı derinden etkileyen ve çok ağır maddi ve manevi yaralar açan bunalım giderek derinleşmektedir.

2000 yıından bu yana Türkiye'de temiz siyaset panellerini Samim UYGUN yönetiminde Sürdüren Güven Hareketi bu gün Hüsamettin Cindoruk Ve Murat Sökmenoğlu'nu konuk etti.

İşte Defterime düşen Notlar!...

Hergün yeni bir şokla sarsılan Türkiye, süratle bir kargaşa ortamına sürüklenmektedir.

Bu noktaya gelinmesinin birinci derecede sorumlusu, Türkiye’nin başına hergün yeni bir dert açan, hergün yeni bir sorun ve kriz üreten AB hastalığı ve Milletimizden saklanan gerçeklerdir..Bağımsızlığımıza ambargo koyan Soros rüzgarı ne yönden eseceği kestirilemiyor.

Siyasi, ahlaki ve vicdani hiçbir ölçü ve sınır tanımayan kadrolar, Türkiye Cumhuriyeti devletinin güvenliğini, milli birliğini ve bekasını çok ciddi ve ağır tehlikelerle karşı karşıya bırakmıştır.

Yarattığı tahribat milli bir afet boyutlarına ulaşmışe Türkiye’nin geleceğini tehdit eden en büyük risk faktörü haline gelmiştir.Şemdinli olaylarıyla ilgili son gelişmeler, Türkiye’yi sürüklediği karanlığın ve çürüme süresinin ulaştığı vahim boyutları bir kere daha gözler önüne sermiştir.

Bu süreci tetikleyen tahrikler için PKK terör örgütünün kanlı tarihinde sahneye çıktığı yer olan Şemdinli’nin seçilmesi bir tesadüf olmamıştır.Şemdinli’yi pilot bölge olarak seçen hainler, sistemli bir şekilde tırmandırdıkları silahlı eylemlerle ağır bir terör ortamı yaratmışlardır.

Teröre karşı meşru bir mücadele veren devletin güvenlik kuvvetlerini bir işgal gücü olarak gören hainler, alçakça tezgahladıkları kirli oyunun son perdesini patlayan bir bomba ile açmışlardır.

Bundan hemen sonra, bölge halkı sokağa dökülmüş ve bir direniş cephesi oluşturma provası yapılmıştır. Bu süreçte PKK’nın sivil maskeli militan kadroları, ülke sathında yoğun bir sokak terörü estirmiştir.

“Derin devlet” hezeyanlarıyla güvenlik kuvvetlerine karşı bu siyasi linç seferberliğini başlatan derin ihanet cephesinin içinde kimlerin yer aldığı ve sahte demokrasi ve insan hakları havariliği yaparak bu hain oyuna kimlerin alet ve ortak olduğu her yönüyle bilinmektedir.


Türk devletini ve kurumlarını sürekli karalamak için vesile arayan ve etnik bölücülüğün siyasi hamisi rolüne soyunan Avrupa Birliği komiserleri de bu koro içinde yerlerini almıştır.
En vahim tablo bu konuda oluşturulan meclis Komisyon’a bilgi almak, için çağrılan bölge Belediye Başkanları, olaylardan devleti sorumlu tutmuşlar ve alenen PKK propagandası yapmışlardır.

Belediye Başkanlarının Komisyon’da PKK’nın terör örgütü olmadığını savundukları ve İmralı canisini de içine alacak bir siyasi af talep ettikleri basına da yansımıştır.

Komisyon çalışmalarında yaşananlar ve Kara Kuvvetleri Komutanı etrafında yapılan çirkin komplolar, bugün karşımıza çıkan sonucun habercisi olmuştur.

Devleti tanımak, devlet adamlığı tecrübesiyle bezenmek uzun soluklu bir yarıştır. Son seçimlerde meclislin yüzde 80 yenilenmesi beraberinde yetkilerin nerede ne sanıl kullanılacağın konusunda bazı bilgisizliklere de konu olmaktadır.Meclis Araştıma Komisyonı bilgi alır bilgi vermemelidir. İç tüzükte bu gayet açıkça belirlenmiştir.

Bu süreç boyunca hazırlık soruşturmasının gizliliği ilkesi ayaklar altına alınmış ve soruşturmanın safahatı ve zanlıların ilk ifade tutanakları PKK yayın organlarında çarşaf çarşaf yayınlanmıştır.

Nihayet, Cumhuriyet Savcılığının iddianamesinin basına sızdırılmasıyla bu oyunun son halkası da tamamlanmış ve Türkiye’nin karşısına bugünkü vahim tablo çıkarılmıştır.

Bu gün katıldığım GÜVEN HAREKETİ panelinde konuşmacı olan eski parlementer Sayın Hüsamettin CİNDORUK’un bir soruya verdiği şu cevap çok yaralayıcıdır.

“Güneydoğu’ya daha fazla ekonomik özerklik ve daha fazla demokrasi gitmemesi halinde Irak’ta ABD destekli kurulan kukla devletin çok yakında güçlenmesi halinde burada yaşayan vatandaşlarımızın cazibe merkezi olacağını , bir başka deyişle bu kurulacak Çete devletiyle iyi geçinmek zorunda kalacağımıza işaretiydi….”
Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulmasından en fazla Türkiye etkilenecektir. Böyle bir sonuç, Kuzey Irak’taki fiili Kürt devleti yapılanmasını bağımsız siyasi bir devlet olarak kalıcı hale getirecek ve Türkmen kardeşlerimizin tamamen yok olmasına yol açacaktır.

Daha dün bu yolla kurulan Ermenistan’ın bu günkü emelleri, Kıbrıs’ta yaşananlar ve Kuzey Irak’ta ki gelişmelere bakıldığında, Ver-Kurtul Politikalarının sonuçları ödenmeyecek faturaları getireceğinden bu konuda Sayın Cindoruk’un tahlillerine katılmadığımı belirtmeden geçemeyeceğim….

Bugün Kerkük’ü fiilen ele geçiren Kürt gruplar, Kerkük’ü sınırları içine alacaklar ve Türkmen varlığı Irak’tan silinecektir.

Irak’taki durumun Türkiye için arzettiği güvenlik tehdidi, bununla da sınırlı kalmayacağı kesindir. Bu kapsamda, ilk önce, peşmerge grupları çok açık ve kesin bir dille uyarılmalı ve terörü himaye ederek Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve milli birliği üzerinde hain emeller beslemelerinin karşılıksız kalmayacağı açıkça ortaya konulmalıdır.

Türkiye Bölünmez bütünlüğü ilkesini net ve yalın bir dille ortaya koymalı, müttefiklerini yeniden gözden geçirmeli ve devlet politikasını siyasilerin insiyatifine bırakmamalıdır…

Türk milleti düğmeye basmıştır. Ülkenin kaderi siyasi oyunların cirit atıldıpı meydan değildir. Şehit kanıyla alınan bu toprakları korumak ve kollamakla yükümlü güvenlik kurumlarına atılmaya çalışılan çamurun izleri yarın herkesi üzer….

Türkiye’nin geleceğinin en büyük teminatı, milli şuur ve milli ruhtur.Gazi M.Kemal’in iç ve dış siyasetini anlamaktır.
( 10 Mart 2006)


 

M.Kemal Şallı

ÖNCE VATAN GAZETESİ

14-15 MART 2005 TARİHİNDE YAYINLANMIŞTIR.

---------------------------------------------------------------------

CİNDORUK'TAN UYARILAR...

BUGÜN TÜRKİYE'NİN İÇİNDE BULUNDUĞU SIKINTI, GEÇMİŞ ELLİ YILDA YAŞADIĞIMIZ TÜM SIKINTILARDAN DAHA GÜÇLÜDÜR

               Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri doğrultusunda bir duruş sergileyen aydınlar, bölgemizdeki gelişmeleri ülkemizin geleceği açısından değerlendirmeye, önlemler konusunda öneriler üretmeye çalışıyorlar.

GÜVEN HAREKETİ, bu konuda özveriyle çalışan sivil toplum örgütlerimizin en saygınlarından biri. İstanbul'da Sepetçiler Kasrı'nda ve Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde düzenlediği toplantılarla, kamuoyunu aydınlatmaya ve ülke sorunlarına sahip çıkmalarını sağlamaya çalışıyor.

Ülke sorunları, kamuoyu tarafından benimsenip sahiplenilmedikçe, çözüm bulmaları zorlaşır. GÜVEN HAREKETİ, kadrosundaki  ''Çılgın Türkler''le, İstanbul'da ve Anadolu'da düzenlediği paneller aracılığı ile bu zoru başarmaya çalışıyor.

Güven Hareketi'nin 9 Mart'ta Sepetçiler Kasrı'nda düzenlediği panelin konuşmacıları iki duayen politikacıydı; Hüsamettin CİNDORUK ve Murat Sökmenoğlu.

İki deneyimli politikacı, ülkemizin sorunları konusundaki kaygılarını dile getirdiler. İlginç çözüm önerileri sundular.
Önce Hüsamettin Cindoruk'u dinleyelim; çok çarpıcı saptamaları ve önerileri sizi de heyecanlandıracaktır:

''Bu toplantılar, demokrasimizin gelişmesi, kökleşmesi ve dal budak salması açısından çok önem taşıyor. Keşke bu çeşit platformlar çoğalsa, yerleşse, kökleşse ve kurumsallaşsa.

''...Çok küçük yaşımda, 1952'de başlayan 41 yıllık siyasi hayatımda size anlatacak çok önemli şeyler var; zengin anılar var,misyonlar var, vizyonlar var,güdümler var...

Bütün bunların yanı sıra, bugün burada, çok önem verdiğim bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum; Türkiye'nin bugünkü problemlerinin çözümünde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde tehlikeleri, ümitleri, kurtuluş reçetelerini ve hatta bir takım siyasi hareketleri birleştirerek elde edilebilecek güç nedir?

Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu sıkıntı, geçmiş 50 yılda yaşadığımız tüm sıkıntılardan daha güçlüdür.

Darbeler dönemini, ceza evlerinde yaşadığımız günleri, sürgünleri de hatırlıyorum. Şahsımıza karşı girişilmiş olan bu hareketleri önemsiyorum. Onların aşılmasında rol alanları da sevgiyle, saygıyla anıyorum.

Ama dönüp diyorum ki, bu gün Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, en eski tabiriyle, ağır ve şeri durumlardan daha ağırdır.
Türkiye, büyük bir sıkıntıyla karşı karşıyadır. Misakı Milli sınırlarımız, biliyorsunuz, 1920'de,Osmanlı Mebusan Meclisi'nin son celsesinde tespit edilmiş ve karara bağlanmıştır.

Ve o Meclis basılmış, yakalanan mebuslar Malta'ya sürülmüş, yakalanmayanlar da Anadolu'ya geçmişlerdir.

Anadolu'da kurulan Milli Meclis de, Osmanlı Meclisi'nin bu kararlarını aynen 1921'de kabul etmiş,hatta bu kararlar 1921 Anayasası'nın temelini oluşturmuştur.Demek ki, 86 yıldır Türkiye'nin sınırları Milli Misak'ın belgesinde yazılı sınırlar içinde kalmıştır.


................. TARTIŞILAMAYACAK TEK KONU ..............................

Ekonomiden siyasete kadar Cumhuriyet'in birçok konusu tartışılabilir. Ama bir tek konu tartışılamaz; o da, Cumhuriyet'in 85 yıldır Milli Misak sınırlarını korumuş olduğu gerçeğidir. Bu bir başarıdır.

Dış siyasetimiz de, aşağı yukarı, bu 87 yılın büyük bir bölümünde başarılı geçmiştir. Türkiye savaşlara katılmamıştır Türkiye bu süreç içinde faşizm gibi, komünizm gibi bir takım doktrinlere bağlı idarelere de yenilmemiştir. Totaliter idareler yaşamıştır, tek parti dönemleri yaşamıştır, ama doktrine dayalı ve dünyayı tahrip eden ve dünyaya yön değiştirten o çok ekolu ve çok sesli rejimlerin içine girmemiştir.

O zaman tespitimizi şöyle koyuyoruz; Türkiye'de demokrasi belki de gerçek demokrasi değildir, daha gelişme sürecindedir. Zaman zaman ezikliklere uğramıştır, ara verilmiştir, ama Cumhuriyet rejimi sürekli olarak yaşamıştır. Bir başka deyişle, Cumhuriyet'imiz ülke sınırları içinde ilke olarak yerleşmiştir, ama demokrasimiz henüz beklediğimiz seviyeye gelmemiştir.

Peki Cumhuriyet ne yaptı, ne elde etti? Millileşti.

Cumhuriyet, çeşitli söylenti ve itirazlara rağmen,Anadolu ve Trakya'da milli bir devlet ortaya çıkardı.

Cumhuriyet, bu süreç içinde,milli varlıklarımızı arttırdı, geliştirdi.

Şunu hep söylüyorum; Cumhuriyetimizi hep tenkit ediyoruz,hırpalıyoruz. Tenkitlerin doğru tarafları var. Fakat, yarın tarihçiler bu 85 yıllık geçmişi değerlendirirlerken, ''Türkiye Cumhuriyeti'nin ilerleme ve yükselme devri''diyeceklerdir. Milli gelirden tutun da demin söylediğim unsurlara kadar bu kararı vereceklerdir.

Bu Cumhuriyet'i 2006 yılına kadar getirdik. Tenkitlerimizi yaparken daha insaflı olmalıyız.

Cumhuriyet'e herkes, her siyasi parti, her parlamento bir şey kattı; Türkiye böyle bir noktaya geldi.

Bir devlet siyasi istikrarını ya da devlet tarifini korumada belli bir süre başarılı olabilir. Ama demek değildir ki, bu süreç, çok uzak geçmişlerden geleceğe taşınabilir; önemli bir teminat değildir.


.......................... DEVLET OLMAK ZORDUR .................................

Ülkesini, milletini, anayasasını bir arada tutabilen bir devlet olmak zordur. Bunu yaşatmak, sürdürmek, dünyanın çeşitli şartları içinde devam ettirebilmek, fevkalade müşkül ve maharet isteyen bir iştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü koruması konusundaki tartışmalar bir vehmi mi, bir kuşkuyu mu tespit ediyor, yoksa bir gerçek tehlikeyi mi ifade ediyor?''

Sayın CİNDORUK, Güven Hareketi'nin panelinde yaptığı konuşmasında, durum tespiti yaparken, endişelerini dile getirirken, zaman zaman böyle can alıcı sorular sordu ve görüşleri doğrultusunda yanıtladı.

Büyük Ortadoğu Projesi 'nin uygulamaya konduğu, cadı kazanlarının kaynatıldığı şu günlerde, deneyimli bir politikacı olarak, Sayın Cindoruk'un uyarıları hiç de kulak arkası edilecek şeyler değil.

Cindoruk'un söylediklerini bir tek yazıda özetlemek mümkün değil; yarın devam edeceğiz.

 

"TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ KONUSUNDAKİ TARTIŞMALAR BİR VEHMİ Mİ, BİR KUŞKUYU MU YOKSA BİR TEHLİKEYİ Mİ İFADE EDİYOR?
BEN İKİNCİSİNİ TERCİH EDİYORUM"

Şemdinli merkezli gelişmelerin gerçek nedenlerini ve hedeflerini doğru değerlendiremediğimizde, ilerde başımıza gelecek felaketlerden şikayet etmeye hakkımız olmayacaktır.

İnsanlarımız, "Fareli Köyün Kavalcısı" rolündeki medyamız aracılığı ile, renkli magazin haberleriyle, pembe pembe dizilerle, sunucuları sahnede sağlık sorunları yaşayan dans yarışmalarıyla televizyon ekranlarına, gazete sayfalarına yapıştırıldıklarından, gerçekleri görememektedirler.

Siyasi ve ekonomik tablonun, gösterilmek istenildiği gibi, içacıcı olduğu söylenebilir mi?

Ülkemiz, adım adım Ortadoğu bataklığına çekilmek isteniyor.

Türkiye, akıl almaz tuzaklarla, yalnızlığa itilmektedir.

Van savcısının iddianamesi çerçevesinde gelişen olayların siyasi bir nitelik kazanmayacağı söylenebilir mi?

"Şemdinli Dosyası'nın yerel bir hukuk olayı çerçevesinde kalacağını kim söyleyebilir?

Bu hukuki başlangıcın, Türk ordusunun PKK terörü ile yaptığı mücadelesinin insan hakları bağlamında sorgulanmasına, PKK'nın siyasal bir nitelik kazanmasına, hepsinden önemlisi, bugüne kadar "Kürt sorunu" olarak dillendirilen konunun giderek "Kürdistan sorunu"na dönüşmesine neden olacağını görebilmek için falcı olmaya gerek var mı?

PKK ağzıyla konuşan ve Türk Ordusu'nu suçlayan 52 belediye başkanının korosuna, pek yakında, yabancı sopranoların da katılacağı bilinmiyor mu?

Türk Ordusu, bu milletin insanlarını birbirlerine düşürmek isteyenlerin oyunlarını boşa çıkarabilmek için üzerine düşeni yapmıştır ve yapacaktır. Peki, politikacılar, "soruna çözüm bulma" konusunda sıranın kendilerine geldiğinin farkında değiller mi?
PKK mücadelesini giderek siyasi platforma kaydırırken içerden ve dışardan destek bulmaktadır.

1'inci Körfez Savaşı sonrasında, 36'ıncı paralel boyunca pasta dilimi gibi bölünen Irak'ın kuzeyinde oluşturulan bağımsız Kürt devleti, Ortadoğu'nun tam göbeğinde fitili ateşlenmiş bir dinamittir.

Irak'ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt devleti ilan edilerek bölgenin bir kaosa sürüklenmesi arzulanmaktadır.

Olayların gelişmesini pek hayra yormayan aydınlar, politikacılar, düzenledikleri toplantılarla, insanlarımızı uyanmaya çağırıyorlar.


CİNDORUK "TEHLİKE" DİYOR

Güven Hareketi'nin 9 Mart'taki toplantısında konuşan deneyimli politikacı Hüsamettin Cindoruk, önemli uyarılarda bulunuyordu. Dinleyelim: "Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğü konusundaki tartışmalar bir vehmi mi, bir kuşkuyu mu, yoksa bir tehlikeyi mi ifade ediyor?

Ben ikinciyi tercih ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nin bu eski konusu tarsil edilmiş, güçlendirilmiş hali devam edebilir. Türkiye'nin önündeki tehlikedir."

"... Şimdi ekonomik başarılarla öğünüyoruz; IMF reçeteleri, Dünya Bankası vs.

Türkiye'nin elde ettiği bir takım iyi rakamlar var, istatistikler de iyi gözüküyor. Fakat bunlar ülkenin tümünü kaplıyor mu? Ve ülkenin temelinde var olan, devletimizin mayasında yer alan bütün unsurlar, umdeler Türkiye'nin her bölgesinde geçerli mi?
Bu bir özeleştiridir, bir tespittir.

Ama şunu da söylüyorum; değildir."

Deneyimli politikacı Cindoruk, konuşmasının bu bölümünde, politikacıların artık köklü çözümler üretmesi gereğini vurguluyor:
"Şimdi Türkiye, iki şeyi birden yapmak zorunda. Türkiye bugünkü gücünü arttırmak ve daha güçlü bir devlet olmak zorundadır. (Burayı dikkatle okuyalım) Türkiye bu gücüyle, bu yapısıyla ülkenin birliğini ve bütünlüğünü korumakta sıkıntıya düştü. Şimdi çok yaygın bir biçimde ortaya çıkan Şemdinli, Hakkari, Van'daki olaylar, siyaset adamları için, hepimiz için İstanbul gözüyle, Ankara gözüyle bakılabilecek olaylar değildir. Bu olaylar münferit olaylar değildir.

Bu olayların dibini çok iyi görürsek, çarelerini üretmekte belki başarıya ulaşabiliriz.

Hadisenin temelinde şu var: bölgeye eskiden egemen olan milli devletler vardı. Şimdi o milli devletler yerine üstün bir güç, ABD gelmiş. (...) O kadar ki Büyük Ortadoğu Projesi uygulayabilecek güçtedir. Orada devlet yıkmıştır, devlet ihdas etmiştir. Ve Türkiye o devlete komşudur.

 

KÜRT SORUNU DEĞİL KÜRDİSTAN SORUNU

Şimdi bugünlerde hükümet şunu söylüyor, "Kürt sorununu kabul ediyoruz" diyor, "Kürt sorununu çözmeye çalışıyoruz". Bence çok eksik ve çok yanlış bir tabir. Şimdi, ABD'nin Ortadoğu Projesi dikkate alınırsa, bugünkü gerçekler dikkate alınırsa, sorun "Kürt sorunu değil, Kürdistan sorunudur."
Doğru yolu bulabilmek için, gelişmeleri bu bakış açısıyla değerlendirmemiz gerekmez mi?

 

YENİ MESAJ GAZETESİ

10 MAYIS 2003

Cevat Kışlalı  


Başlıktaki cümle Prof. Dr. Mahir Kaynak’a ait. Ondan önce de BTP Genel Başkanı Prof.Dr.Haydar BAŞ’tan duymuştum.

Prof.Dr.Mahir Kaynak, Doç. Dr. Emin Gürses, Dr. Tamer Kumkale ve Dr.Ali Nazmi Çora 8 Mayıs’ta “Güven Hareketi”nin tertiplediği “Türkiye’nin Alternatif Stratejileri” konulu panelde konuştular.

Başkanlığını Samim Uygun’un yaptığı paneldeki bütün konuşmalara değinmem mümkün değil. Ancak altı çizilmesi gereken bazı noktalara işaret etmeliyim.

Mahir Kaynak’a göre “ABD öyle rahatlığından falan değil ciddi sıkıntısı yüzünden her tarafa saldırıyor.

500 milyar dolar dış ticaret açığı bulunan ABD, ekonomisini kurtarmak için askeri harekata sarılıyor.

Ve Türkiye ABD hesaplarının tam ortasında duruyor.”

Mahir Bey bunu “kod adı Irak; hedef Türkiye” şeklinde sembolize ediyor.

Saddam ve ekibinin nerede olduğu tartışıla dursun Kaynak “ABD artık ülkelerin beynini ele geçiriyor. Ele geçirdiği yönetim savaşma derse asker savaşmıyor.” Tezini savunuyor.

Kaynak’a göre maalesef Türkiye’nin de beyni Irak gibi.

Mesela Türkiye ABD,AB ya da Rusya eksenli üç kapı aralayabilir.Belki daha da fazla. Ancak beyin ele geçirilince bu mümkün değil.”

ABD Türkiye’den vazgeçemez. Hatta, ABD Türkiye’yi kaybederse Atlantiğe turist olarak bile geçemez.

AB’nin son günlerde Türkiye’ye sıcak mesajlar verdiğine dikkat çeken Kaynak şöyle konuştu: “AB Türkiye’yi istiyor.Hatta vazgeçilmez görüyor. Çünkü savaşacak ordusu bile yok”.

Kaynak son olarak 8. Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL’a söylediği bir sözü hatırlattı: ”O kadar çok borçlandık ki artık (boyun eğmek için) beş vakit namaz kılmaya gerek yok”.

“ABD Savunma Bakan Yardımcısı Poul Wolfowitz’e cevap verecek bir devlet adamı yok Türkiye’de” diyen Dr. Tamer Kumkale “50 yıldan beri savunmadayız.İran’ı ,Irak’ı, Suriye’yi bilmiyoruz, sadece korkuyoruz” düşüncesinde.

Esprili ve Karadeniz şivesiyle konuşan Doç. Dr. Emin Gürses’in verdiği şu bilgi ilginç: “ABD Afganistan’da Taliban’la temas halinde. Çünkü kontrolü hala sağlamış değil. Aynı şeyi Irak’ta yapıyor. Saddam’ın işkencecilerine yine görev veriyor.”

CNN’de Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar’ın Poul Wolfowitz’le yaptığı mülakatı “planlanmış bir konuşma “olarak değerlendiren Gürses’e göre “hükümet Poul de kimdir” demeliydi.

Dr. Ali Nazmi Çora emekli kıdemli albay. Halen Genelkurmaya danışmanlık yapıyor.Konuşması ilginçti.

Türkiyenin önemini anlatırken “ölüm korkusu yaşamayan asker asker olamaz. Biz harp eğitimi alan bir ülkeyiz. ABD askerlerine biraz direniş gösterildi. Sonucu hep beraber gördük.” dedi.

Çora’nun kanına dokunan biri şey var: “Dünyaya hoşgörü dersi veren bir millete hoşgörü öğretmeye kalkıyorlar. Bu bana çok dokunuyor.”

Dediğim gibi bütün konuşmaları buraya sığdırmam mümkün değil. Ancak bir Amerikalının Ali Nazmi Çora’ya söylediği şu cümleye biz inanmak zorundayız. ”Siz Türkler kendinizi tanımıyor, kıymetinizi bilmiyorsunuz”.

Kendini tanımayan komşularını hatta düşmanlarını nasıl tanıyacak.

Tabii bir de kuliste konuşulanlar var. Onları da başka bir yazıda ele alacağız.

Sepetçiler Kasrı’nda 15 Mayısta da Dış Politika Uzmanları konuşacak.

 

 

YENİ ŞAFAK GAZETESİ  06 MART 2004 CUMARTESİ

Kapasite artmaz, yatırım şart

DİE eski Başkanı Sıddık Ensari, kapasite kullanım oranlarının yüzde 80'lere çıktığını, daha fazla artmasınınmümkün olmadığını belirterek, mutlaka yeni yatırımlara gidilmesi gerektiğini söyledi.

Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) eski Başkanı Sıddık Ensari, kapasite kullanım oranlarının yüzde 80'lere çıktığını belirterek daha fazla artmasının mümkün olmadığını, bu yıl mutlaka yeni yatırımlara gidilmesi gerektiğini söyledi.

Reel faizler hala yüksek

Güven Hareketi'nin İstanbul Sepetçiler Kasrı'nda başlattığı dört seriden oluşacak panellerin ilkine katılan DİE eski başkanı ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) eski müsteşarı Dr. Sıddık Ensari, yatırım yapmak isteyenler için reel kredi faizlerinin hala yüzde 60 gibi yüksek bir rakamda bulunduğunu ifade etti.

Yabancı sermaye yatırımının katma değerinin nasıl olacağının önemli bir konu olduğuna dikkat çeken Dr. Ensari, "Japon sermayesi uzakdoğu ülkelerine giriyor fakat katma değeri yok. Bu tür uzakdoğu ülkelerinde büyüme var. Fakat büyüme tabana yayılmıyor" şeklinde konuştu.

İç talep canlandırılmalı

Dünyada içe ve dışa dayalı büyüme modellerinin bulunduğunu oile getiren Ensari, Türkiye'nin hem iç talebe dayalı büyümeyi hem de dış talebe dayalı büyümeyi aynı anda gerçekleştirebilmesinin mümkün olduğunu anlattı. Ensari, İç talebin canlanması için Gayri Safi Milli Hasıla'daki (GSMH) halen yüzde 41 oranında bulunan işçi ve tarım kesimi çalışan paylarının yüzde 60'ın üzerine çıkarılması gerektiği üzerinde durdu.

Toplantıya konuşmacı olarak katılan Dr. Erhan Tarhun ise ABD ve AB'nin Türkiye'ye Ortadoğu bölgesinde merkezi bir rol vermek istediklerini belirterek Türkiye'nin bu durumu değerlendirmesi gerektiğini savundu. Tarhun, Türkiye'nin Ortadoğu'nun yeniden yapılanması sürecinde merkez ülke olmak için bir şans yakaladığını ileri sürdü. Diğer konuşmacı Fasih Öven ise özelleştirmenin ekonomik gelişim üzerindeki etkilerini dile getirdi.

DPT yol gösterici olsun

Dr. Sıddık Ensari, DPT'nin eski hantal yapısı yerine, liberal sistemin gereklerine uygun şekilde yeniden yapılandırılmasını, yatırım yapacaklara yol gösterici raporlar hazırlaması gerektiğini söyledi.

DPT'de 1975'lerden bu yana üst düzey görevlerde bulunan Ensari, DPT'nin elinde daha önceden yapılmış ve bir türlü uygulamaya geçemeyen birçok proje bulunduğunu belirten Sıddık Ensari 10-12 yıl hiç proje yapılmasa bile bu projelerin yetebileceğini ifade etti.

  YAKUP KOCAMAN

 

 

YENİ ASYA GAZETESİ

02 MART 2003

Başer: Savaş İsrail için yapılıyor

Irak gerçeği” konulu panelde konuşan Emekli Orgeneral Edip Başer, Amerika’nın esas hedefinin, tek süper güçlü, tek kutuplu dünya düzenini mümkün olduğunca uzun süre devam ettirmek olduğunu, bunun için de dünyadaki temel hammadde kaynaklarını elinde bulundurmak istediğini söyledi. Başer, bölgede İsrail için yeni bir düzenleme yapılması ve terör örgütleriyle bağlantısı olduğu varsayılan Saddam ve Irak halkı cezalandırılarak 11 Eylül olayının ezikliğinden kurtulunmak istenmesini de savaş gerekçeleri arasında saydı.

Güven Hareketi” tarafından düzenlenen “Irak Gerçeği” konulu panelde konuşan Emekli Orgeneral Edip Başer, Amerika’nın esas hedefinin, Saddam’ın zalim yönetiminden Irak halkını kurtarmak olmadığını söyleyerek, “Tek süper güçlü, tek kutuplu dünya düzeninin mümkün olduğunca uzun süre devam ettirilmesi hesabıdır gerçek mesele. Temelde varılmak istenen hedefin boyutlarına baktığımız zaman savaşın bunda sadece bir adım olduğu ve küçük bir detay sayılabileceğini söylememiz mümkün” dedi. ABD’nin en kısa sürede tamamlamayı hedeflediği harekatın gerekçelerinden birinin dünya liderliğini sürdürmek ve AB de dahil olmak üzere tüm kuruluşların kendisine bağımlılığını devam ettirebilmek için dünya temel hammadde kaynaklarını elinde bulundurmak istemesi olduğunu anlatan Başer, bölgede İsrail için yeni bir düzenleme yapılması ve terör örgütleriyle bağlantısı olduğu varsayılan Saddam’ın ve halkının cezalandırılarak 11 Eylül olayının ezikliğinden kurtulunmak istenmesini de savaş gerekçeleri arasında saydı.

Türkmenlerin feryatlarını duyun

Kerkük Vakfı Genel Sekreteri Prof. Dr. Suphi Saatçi de Irak’ta bulunan Türkmen halkının yıllarca Türkiye’de gözardı edildiğini belirterek, Türkmenlerin Irak’ta bin yıldan beri varolduğunu ve nüfusun % 10’unu oluşturan bu kesimin de insanca yaşama feryatlarının duyulması gerektiğini söyledi. Saatçi, “Elbette biz de savaş istemiyoruz. Ama bir de insanca yaşamak isteyen bir topluluk var. Bunlarınn da feryatlarına kulak vermelidir. 7-8 yaşındaki Türkmen çocukları katledilirken savaşa hayır diyenler neredeydi” dedi.

En iyi sonuç nasıl çıkar?

Güven Hareketi kurucularından Prof. Dr. Ömer Aksu, Türkiye’nin zoraki müttefik olarak da olsa savaşa sürüklendiğini vurgulayarak bundan kendine en iyi sonucu nasıl çıkartabileceğine bakması gerektiğini söylerken, Emekli Büyükelçi Sönmez Köksal Irak’ın özellikle 1991’den bu yana kedinin fareyle oynaması gibi ‘gelin bulun’ şeklinde bir tutum içerisinde olmak yerine Güney Afrika, Kazakistan ve Ukrayna gibi nükleer silah üretiminden vazgeçerek daha işbirlikçi hareket etmesi gerektiğini söyledi.

Naciye KAYNAK / İSTANBUL

 

Yaşam Gazetesi

 

YAŞAM GAZETESİ

'Sanal bir dünyada yaşatılıyoruz'
28.03.2006 19:31:24
EMEK KARAKAŞ

EMİNÖNÜ- Güven Hareketi tarafından düzenlenen Siyaset 2006 konulu panellerin ikincisi geçtiğimiz hafta Sepetçiler Kasrı'nda yapıldı. İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süheyl Batum ve Prof. Dr. Ömer Alparslan'ın konuşmacı olarak katıldığı panelde AKP'nin tutumları, Türkiye'nin son dönemde yaşadığı olayların yansımaları ile ve erken seçim ihtimalleri üzerinde konuşuldu.

Üniversitelerle uğraşıyorlar
         Panelde ilk olarak söz alan Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, üniversitelerde yaşanan olaylara değinerek "AKP iktidarı ülkenin tek sorunu üniversitelermiş gibi davranıyor. Van Üniversitesi'ndeki olayları hepimiz biliyoruz. Bunun dışında üniversitelerin araştırma fonlarına el konuldu. Bu nedenle araştırma yapamıyor, gelişen teknoloji izlenemiyor. Asistan alımını durdurdular. Resmen okulların fidanlığını kurutuyorlar. AKP genç beyinlerin düşüncelerini başka yönlere kanalize edilebileceği çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Ama buna YÖK ve üniversite mensupları bir karşı duruş sergileyerek, onların bu oyunları bozmaya çalışıyor" dedi.
          "Türkiye bir mozaik" lafına katılmadığını da belirten Alemdaroğlu, "Mozaik olursa her bir parça ayrılıp, düşebilir. Bu nedenle ben bu lafa katılmıyorum. Türkiye olsa olsa bir renkleri birbirinden ayrılamaz ebrudur" dedi.
           Daha sonra söz alan Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Süheyl Batum ise Türkiye'de siyasal bir oyunun oynandığını iddia etti. Batum, "Örneğin iktidar bir hamle öne geçmek için üniversiteleri korkutmaya çalışıyor. Bir rektörü göz altına alıyor. Aylarca iddianamenin hazırlanması bekleniyor. Şimdi de Kara Kuvvetleri komutanı ile ilgili aynı şey yapılmaya çalışılıyor. Birileri bu duruma karşı çıktığında ise "ne yani, rektör yada komutan yargılanamaz mı?" deniliyor. Bunlar hep bu oyunun bir parçası" dedi.


Siyasal oyun oynanıyor
           
Türkiye'nin sanal bir dünyada yaşadığını söyleyen Batum, "İnsanları tamamiyle olmayan şeylere inandırıyorsunuz. Örneğin dokunulmazlıklar kalksın denildiğinde Adalet Bakanı "ama yargı bağımsız değil" diye bir açıklama yapabiliyor. Kara Kuvvetleri Komutanı'nı ile ilgili iddiaları sorduğunuzda ise "yargı bağımsızdır" diyor. Türk siyasetinin çok önemli 4 ortak noktası var. Tamamiyle dışa bağımlı, tek aktörlü, demokratik değil ve ahbap-çavuş ilişkisi üzerinde yürütülüyor. 80 öncesinde siyasi yapımız daha iyiydi. Ama 80'den sonra mahallenin bakkalı, hanımın kuaförü derken siyasetin kalitesi düşürüldü. Bunlar değiştirilmeden Türkiye bu sanal dünyadan çıkamaz" dedi.
             Son olarak söz alan Prof. Dr. Ömer Aksu ise Türkiye'nin bir kaosun içinde olduğunu belirterek, "Ama ben umutsuz değilim. Bir şuur bulanıklığı içinde bulunduğumuz doğru ama bu bulanıklık sadece yöneticilerde ve aydınlarda. Halk bu bulanıklığı yenecek güçtedir" dedi.
(Kent YAŞAM)YAŞAM GAZETESİ

 

http://www.tumgazeteler.com/

TÜM GAZETELER

21 KASIM 2005

--------------------------------------------------------------------------

Güven Hareketi

TÜRKİYE`NİN şu an içinde bulunduğu durumda en çok düşünen beyinlere ihtiyaç var. Hep söylüyorum yeni dünya düzeninde Batılı güçler tarafından önümüze konulan senaryoları iyi okuyabilirsek bunlardan faydalanıp Türkiye için çok önemli kazançlar elde edebiliriz. Tabii bu senaryoların okunup doğru yorumlanabilmesi için de aydın beyinlerin işlerini güçlerini bırakıp, bu tip konulara yoğunlaşmaları gerekmektedir. İşte bir takım aydın, iki senedir her hafta perşembe akşamları tüm işlerini güçlerini bir yana bırakıp, Türkiye`yi, içinde bulunduğu durumu ve bu durumdan çıkış noktalarını tartışıyor. Sepetçiler Kasrı`nda toplanıp Türkiye`yi tartışan bu aydınların arasında kimler yok ki... Emekli generaller, diplomatlar, öğretim görevlileri, sivil toplum kuruluşları yetkilileri, siyaset adamları... Soğuk savaş sonrası şekillenen ardından da Afganistan ve Irak işgali sonrası kesin çizgileri beliren dünya haritasında Türkiye`nin yerini ve rolünü belirlemek amacıyla Güven Hareketi bir beyin fırtınası başlattı. Sepetçiler Toplantıları olarak da isimlendirilen ve Samim Uygun yönetiminde yapılan toplantılarda katılımcılar gündemi tartışıp yeni yol haritaları çizmeye çalışıyorlar. Perşembe toplantılarında kazanılan bilgiler ise aylık konferanslarla kamuoyuna aktarılıyor. Örneğin Güven Hareketi iki senedir düzenli olarak gerçekleştirdiği konferanslarda Türkiye`nin alternatif stratejilerini kamuoyuna aktarıyor.. Türkiye`nin böylesine ciddi çalışan fikir kulüplerine ihtiyacı var. Ancak bu tür beyin fırtınaları sonucu, geliştirilen stratejilerin uygulanmaya başlamasıyla Türkiye başarıya ulaşır. Samim Uygun ve arkadaşları Türkiye için çok önemli bir görevi yerine getiriyorlar, bence bu tip fikir kulüplerinin hızla çoğalması ve toplumun ülke için düşünmeye alışması lazım